TEVAZU

Ali Koyuncu

18-03-2020
Bize yazmak için tıklayınız.

Televizyon ekranlarında; sağa sola bağırıp çağırma, aşağılama, kendini beğenmişlik, yalakalık ve kibirden geçilmiyor. Bu nedenle, "Kibir" üzerine bir yazı yazmayı düşündüm. Ancak ellerim beni nedense, kibire değil de tevazuya götürdü. Çocukluğumda, koyun sürümüz vardı. Okulların kapalı olduğu dönemlerde; Kaklık ovasında koyun otlatırdık. Koyun otlatırken, Nisan-Mayıs aylarında; rüzgârın ermemiş, boş buğday başaklarını sağa sola yatırışını ve rüzgarın çıkardığı ‘hışırtı’ seslerini, yalnız olduğumda ürperti ile izlerdim.

Tarlada izlediğim buğday başakları, rüzgârda koşan atların savrulan yelelerini anımsatırdı. Rüzgârsız havalarda, ermemiş buğday başakları; dik başlı, isyankâr, ergen gençler gibi dururdu. Başaklar Haziran-Temmuz aylarında olgunlaştıklarında, tevazu ile boyunlarını yere doğru bükerlerdi. Başakların boyunlarını bükmeleri; olgunlaşma, bereket, bolluk ile birlikte; ağır başlılığı akla getirirdi. Daha doğrusu ben öyle düşünürdüm.

Gençlik dönemimde, ermiş başaklar rüzgârın etkisiyle sağa sola savrulurken; boynunu eğmiş, sağ eli yukarıya, sol eli aşağıya bakarak, savrula savrula dönen semazenleri çağrıştırırdı. Ellerinin anlatmaya çalıştığı, “Allahtan aldığını kendine mal etmeden, insana ulaştıran“ ifadesi aklıma gelirdi. Buğday başakları ile semazenler arasında bağ kurmamın sebebi; her ikisinin de boyunlarını büküşlerindeki, tevazu olsa gerek.

Ermiş buğday başakları ve semazenlerin, boynunu bükerek savrulmaları; kibir ve inadın yerine tevazuyu, kendini beğenmişliğin yerine alçak gönüllüğü, hataları ve kusurları bulup eleştirmenin yerine, hoşgörüyü koymayı öğretti tüm insanlığa. Kalbimizdeki, karanlıkları ve katılıkları azaltarak, tevazuda olma yolunu öğretti bizlere. Ancak yetki ve güç sahibi yüksek kibirli insanları görünce, bazı kişilerin ermiş buğday başaklarını pekte anlayamadığını fark ediyoruz.

İdrak edenler için, olgunluk içindeki o boyun büküş; mal, mülk, makam, mevki, hırs, şehvetin peşinde koşma yerine; alçak gönüllük içinde savrulmanın, her şeyi isteme yerine az şeyle yetinmenin işaretiydi. Evrendeki her şeyin tek, her şeyin bir bütün ve bir döngü içinde olduğunun simgesiydi.

Ermiş buğday başağı gibi olamama ve kibirli olmanın; düşüncelerimizi olumsuz etkilediğini, düşüncelerimizin davranışlarımızı, davranışlarımızın alışkanlıklarımızı, alışkanlıklarımızın karakterimizi, karakterimizin de kaderimizi olumsuz etkilediğinin işaretiydi. İnsanlık tevazu ile miskinliği, hırs ile azim arasındaki ince çizgiyi, ilk çağlardan bu yana, en azından buğdaylardan bile öğrenebilirdi.

İnsanlık yinede, hoşgörü sahibi olabilmek için kendinin ve çevrendekilerin değerini bilmeyi ve şükür demenin erdemini; oluşan o kadim kültürden öğrendi. Ermiş buğday başakları ve semazenler tevazunun piri Mevlana’yı, Mevlana'da sevgi ve hoş görüyü öğretti.

Sevgide güneş gibi ol/ Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol,

Hataları örtmede gece gibi ol/ Öfkede ölü gibi ol,

Her ne olursan ol/ Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol.

Bizlerde, Mevlana'dan öğrendiğimiz; alçak gönüllü olma erdemini; çocuklarımıza, gelecek nesillere öğretmeliyiz. Sevginin, çevremizdeki her şeyin ve herkesin koşulsuz kabulü ile gerçekleşeceğini bıkmadan, önce kendimize sonra da çevremize anlatmalıyız.

YORUM YAZ
BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Bu yorumlardan sorumlu değildir.
YORUM YAZ - TEVAZU
Ali Koyuncu - Diğer Yazıları
Bütün Ali Koyuncu Yazıları