ÖLÜM

Ali Koyuncu

06-11-2019
Bize yazmak için tıklayınız.

Ölümü hiç istemesekte, hayatın gerçeği. Hayatın gerçeği olmasına rağmen, hepimiz ölümden korkarız. Korkunun sebebi, yalnız yaşanmasından olsa gerek. Gençliğimizde birisi öldüğünde çevremizdekilere "kaç yaşındaydı?" Diye sorardık. 50-55 cevabını aldığımızda; "ooo çok yaşamış" diye söyler sanki o yaşlara hiç gelmeyecekmiş gibi, ölümü aklımıza bile getirmezdik. 27 Ekim 2019'da, PAKDOS'un Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri çerçevesinde yaptığı Karababa tırmanışında, uzun zamandır birlikte yürüdüğümüz 55 yaşındaki Gürbüz Erdoğan arkadaşımızı, kalp krizinden kaybettik. Ölüm gerçeğinin gençliğimizde anladığımız gibi olmadığını, dağda bir kez daha yaşadık.

Yaşamla ölüm arasında çok ince bir çizgi var. Yaşamın sarkacı; bu ince çizgide gelip, gidiyor. Ölümün insan yaradılışının bir koşulu olduğunu bilmemize rağmen, yol arkadaşımızın ölümüne çok üzüldük. Zaten dünyaya geldiğimiz gün bir yandan yaşamaya, bir yandan da ölmeye başlanırmış. Doğduğumuz gün ölmeye başlasak ta; evlat ölümlerine, genç ölümlerine ve erken ölümlere alışmak zor. Gürbüz arkadaşımızın ölümü de erken oldu. Kendisi saygıdeğer beyefendi bir arkadaştı. Esasında insanı yaşamını etkileyen; ölümün kendisinden çok, ölümün korkusu. Ölüm korkusunu yenebilmek için yaşama, Montaigne'nin dediği gibi bakmak gerekiyor galiba: "ölümden neden korkacağım ki? Ben varken o yok, o gelince ben olmayacağım."

Tesadüf, bugünlerde okuduğum kitap da ölüm ve ölüm bilinci üzerine. Kitapta; bir şehirde gün geliyor ölüm yok oluyor, o şehirde hiç kimse ölmüyor. O kentte ölümsüzlük; toplumsal ve bireysel çok büyük sorunları beraberinde getiriyor. İnsanlar çektikleri karşısında, Tanrıdan kendisini öldürmesi ve canını alması için dua etmek ve yalvarmak zorunda kalıyor. İnsanlar yaşlanıyor elden ayaktan düşüyor kendi sorunlarını çözemez hale geliyor, tüm şehrin hayatı çok olumsuz etkileniyor. Bir süre sonra insanlar ölümü arar hale geliyor. Kaçak olarak sınırdan geçip, ölüm olan komşu şehirlere gitmeye başlıyorlar ve orada ölümü buluyorlar. Yaşamımızda ölümün bir gün aranabileceğini hiç düşünmeyiz. Ama ölüm gerçekte bir gün aranılacak bir olgu haline gelebiliyor.

2000 yıllık iskeletler üzerinde yapılan Paleoantropolojik çalışmalarda, yaşadığımız topraklardaki ortalama insan ömrü, 40-45 yıl olarak tespit edilmiş. TÜİK verilerine göre 2018 yılında Türkiye geneli için toplam ortalama ömür 78,3 yıl. Erkeklerde 75,6 yıl, kadınlarda 81 yıl olarak tespit edilmiş. Bu tespite göre, örneğin benim kalan tahmini yaşam sürem 17,9 yıl. 64 yıllık ömrümüzü, günümüzü gün etmeden, yaşamımızı da ertelemeden; anlam arayışı içinde yaşamaya çalıştık. Hep anlam arayışında olduğum için; yaşam biraz kuru ve yoz oldu diye düşünüyorum. Esasında birazda kuşak olarak, Coşku ve neşeyi eksik ettik yaşamımızdan. Anlam arayışı ile coşku heyecan arayışı dengesini iyi kurmak gerekiyormuş yaşamda. Bu dengeyi de ölüm bilinci ile kurabiliriz. Bu günkü yaşamımızı güzelleştiren ve anlamlı kılan olguların başında, ölüm bilinci geliyor.

Yaşamda ölüm gerçeği, insan oğlunun başlıca kaygısı olmuş. Ölüm kaygısı; yaşamı doğru anlayıp doğru yaşamamızı ve hayatın bizlere neler sunduğunu fark edebilmemizi sağlar. Bu fark edişler sanatı, edebiyatı bile etkilemiş. Ölüm üzerine; çok yazılar, romanlar, piyesler, şiirler yazılmasına sebep olmuş. Bunlardan en beğenilenlerden biriside Nazım Hikmet'in şiiridir. Yedi tepeli şehrimde/ Bıraktım gonca gülümü/ Ne ölümden korkmak ayıp/ Ne de düşünmek ölümü/ En acayip gücümüzdür/ kahramanlıktır yaşamak/ Öleceğimizi bilip/ Öleceğimizi mutlak.

YORUM YAZ
BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Bu yorumlardan sorumlu değildir.
YORUM YAZ - ÖLÜM
Ali Koyuncu - Diğer Yazıları
Bütün Ali Koyuncu Yazıları