5 Ağustos 2021 Perşembe

KRALIN SONU

Ali Koyuncu

09-10-2017
Bize yazmak için tıklayınız.

Her toplumsal dönem, bir sonraki döneme geçişin dinamiklerini içinde taşırmış. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin dağılmasından sonra; etnik-dini milliyetçilik hareketleri ve buna bağlı olarak etnik-dinci terör yaygınlaştı. Bloğun çöküşüyle birlikte bazı devletler parçalanma sürecine girdi ve bazıları da parçalanarak küçüldü. Bazı yönetimler demokrasiden uzaklaşıp, otoriterleşmeye başladı. Kısaca anlatılan dayanışma, özgürlük, demokrasi masalları tüm dünyada sona erdi.

Masallar sadece çocukların eğlencesi değildir. Masal dünyası; içinde kültürleri, gelenekleri, nükteleri, kaygıları, ülkenin anılarını barındıran, iyiler ile kötüler arasındaki keskin çizgiyi hatırlatan, uçsuz bucaksız bir dünyadır.

Uçsuz bucaksız bu dünyada, ülkelerin birinde; despot bir kral varmış. Kral tüm ilişkilerinde “korkuyu” güç olarak kullanan, zayıf birisiymiş. Kral her şeyi bilip, her şeyi söyleyen, lafının üstüne laf söyletmeyen, ihtiraslı, kötü bir diktatörmüş. Zaten en kötü kral her şeyi bilen kral değil midir? İhtiraslarına kendi bile engel olamayan kral, bir gün ülkenin en iyi piyanisti olma hevesine kapılmış. Adamlarına emirler verip en iyi piyanisti ve en iyi cerrahı buldurmuş. Cerraha “piyanistin ellerini kes, benim elime dik” diye emir vermiş. Ameliyat başarılı sonuçlanmış. Diktatör ülkede en güzel piyanoyu çalarken, hiçbir işe yaramayan piyanist, sefaletler içersinde yaşayıp, eşine ve çocuklarına bakamamanın ıstırabı içinde günlerini geçirmiş.

Sokaklar korkunun sessizliğine bürünürken, günler geçmiş ama diktatörün bitmez tükenmez hırsı geçmemiş. Piyona çalmaktan sıkılıp, en ünlü futbolcu olma hevesine kapılmış. Yine cerrahlar çağırılmış. Ülkenin en iyi futbolcusunun ayaklarını kendisine diktirip en ünlü futbolcu olmuş, büyük alkışlar almış. Milli takım kaptanı pis sokaklarda sürünürken, diktatörün ruhu yine sıkılmaya başlamış. Etrafındaki yalakalardan birisinin aklına yeni bir fikir gelmiş. “Kralım sıkıntını geçirmenin tek yolu, kendine bir çocuğun gözlerini taktırmaktır. Onun heyecanı, saflığı ve merakıyla dünyayı yeniden keşfeder, yeni heyecanlar duyarsın” demiş.

Bu fikir diktatörün hoşuna gitmiş, yine cerrahı çağırtmış. Cerrah çok üzülmüş ama çaresiz diktatörü tatmin etmek için elinden geleni yapmış. Ameliyat başarıyla bitmiş. Diktatör yeni gözünü görme merakı içinde, korumalarından bir ayna istemiş. Aynada yeni yüzünü, yeni gözünü görür görmez, masada durmakta olan ameliyat bıçağını korumalarının şaşkın bakışları arasında alarak, kendi kalbine saplayıp, oracıkta can vermiş.

Korumaların koşuşturmaları, bağırmaları arasında hiç tepki göstermeyen bir kişi varmış. Ameliyatların cerrahı, sakin bir sesle konuşmaya başlamış: “Ona piyanistin oğlunun gözlerini taktım. Çünkü babasının eli kesildiği gün, babasının elini kestiren zorbayı ilk gördüğünde öldüreceğine yemin etmişti.” Diktatör; piyanistin elleri, oğlunun gözleriyle ölüme gitmiş.

Masal bizlere, Lord Acton’ın şu veciz sözünü hatırlattı: Güç yozlaştırır, mutlak güç mutlaka yozlaştırır. Demokrasi, barış türkülerinin söylendiği; eşitlik, kardeşlik güllerinin açtığı bir dünya dileğiyle…

YORUM YAZ
BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Bu yorumlardan sorumlu değildir.
YORUM YAZ - KRALIN SONU
Ali Koyuncu - Diğer Yazıları
Bütün Ali Koyuncu Yazıları