5 Ağustos 2021 Perşembe

KORKU 

Ali Koyuncu

26-03-2020
Bize yazmak için tıklayınız.

Bulunduğumuz coğrafyada insanlar, on yıllardır terör korkusuyla yaşıyor. Ülkemiz terör korkuyla birlikte, deprem korkusunu çok derinden yaşadı ve yaşıyor. Son aylarda tüm dünya ile birlikte ; coronovirüs (covid-19) korkusunu çok şiddetli yaşıyoruz. Gün geçtikçe ölü sayısı artıyor, sosyal ve ekonomik hayat durma noktasında. İnsanlar sokağa çıkamıyor. Sokaklar korkunun sessizliğine büründü. Ekonomi gibi, korkuda küreselleşmiş durumda.

Korku küreselleştikçe; insanların yaşama ve gelecek umudu azalıyor. Bu günlerde virüse yakalanma korkusu, işsizlik, gelecek kaygısı umutları azaltıyor. Virüs korkusu umut ile umutsuzluk arasındaki çizgiyi değiştiren temel duygu haline geldi. Belki de dünyada ilk defa; tüm milletler, tüm kişiler ortak olarak ilk defa bir şeyden korktular. Teknoloji silahlanma için geliştirilmişken, silah kadar tehlikeli virüs için, henüz ilaç bulunamadı. Okullar kapalı, seyahatler durdu, adliyeler duruşma yapmıyor, düğünler ertelendi, evlerimize hapsolduk. Sanki 3. dünya savaşı yaşanıyor, insanlar mutsuz. Korku mutluluk ile mutsuzluk arasındaki dengeleri, değiştirdi. F.Roosevelt. "korkulacak tek şey korkunun kendisidir" diyor. Korkudan korkar hale geldik.

Kuşak olarak çoğumuzun çocukluğu birbirine benzer. Çocukluğum Kaklık kasabasında geçti. Evimiz kabristanlığın hemen karşısındaydı. Tuvalet evin dışında, elektrik olmadığı için sokak lambaları da yoktu. Geceleri tuvalete gitmekten korkardık. Çünkü herkes gibi korku ile yetiştirildik. O dönemde anneler çocuklarını, korkuyla eğitirdi. "Öcü geliyor yat, yaramazlık yaparsan seni canavarlara veririm, şeytan çarpar..." Sadece evde değil; okulda, sokakta, korkuyla büyüdük. Geçmişten gelen genlerimizdeki Allah ve padişah korkusuna; o dönemdeki sosyal korkular, devleti yönetenlerin yarattığı korkular eklendi. Yöneticiler kendileri de korkuyla büyütüldükleri için; toplumu korkuyla hizaya getirebileceklerine inandılar. İçimizdeki korku büyüdükçe büyüdü. Her birimizin içinde, korku dağları oluştu.

Yükseklik korkusu, sıcak-soğuk korkusu ve yüksek ses korkusu doğuştan gelen korkularmış. Daha sonra yaşanan korkular, öğrenilmiş korkularmış". Yönetimler korkak toplum yaratma kolaylığını seçme yerine, sevgi üzerine bir kültür oluşturabilirdi. Ülkemizde korku yaratmanın en somut örneği, sayısı onlara varan askeri darbelerdir. Ayrıca yaşadığımız coğrafyada, bireyin Tanrı ile kurduğu bağ, sade korku üzerinedir. Sevgi üzerine değil. Korku sosyal, kültürel genlerimize kadar işlemiş. Oysa Mevlana'nın sevgi temelli felsefesi, toplumsal kültür ve toplumsal değer haline getirilebilseydi, korku ile baş edebilmemiz daha kolay olurdu, diye düşünüyorum.

Cesur kişi korkmayan değil, korkunun üstesinden gelebilen kişidir. Korku iyi yönetilir ise bizleri kendimize getiren, temkinli davranmamızı sağlayan bir duygu olabilir. Gandi "korku işe yarayabilir, korkaklık hiç bir işe yaramaz" demiş. Korku iyi yönetilir ise, insanın yaşamına kalite katabilir. Uzun yıllar yükseklik korkusu ve uçak korkusu yaşadım. Bu nedenle belirli bir süre yurt dışı gezilerine bile gidemedim. Korkularımla baş etme yolunu; bilinçli ve kontrollü bir şekilde korkunun üzerine gitmede, korkularımla yüzleşmede buldum. Dağ sporuna başladım. Başkalarının deneyimleri ve bilgiyi kullanmak, korkuları yenmede yararlı oluyor. Uçak korkusunu; dünyadaki otobüs kazalarının oransal olarak, uçak kazalarından çok çok fazla olduğunu öğrendikten sonra yendim.

Korku denetlenebilir ve yönetilebilirse hayatta kalmamızı sağlar, yararlı olur. Yoksa hayatı çekilmez hale getirir. Bizim kuşak, hayata tehlike odaklı bakmayı öğrendi. Aldığımız eğitim, her şeyin olumsuz tarafını görmeyi öğretti. Korkularımız, hayatımızı çok dar bir alana sıkıştırdı. Çoğumuz hayatın; neşesini, üretkenliğini, keyfini korku yüzünden kaybettik.

YORUM YAZ
BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Bu yorumlardan sorumlu değildir.
YORUM YAZ - KORKU 
Ali Koyuncu - Diğer Yazıları
Bütün Ali Koyuncu Yazıları