İKİ DİRHEM BİR ÇEKİRDEK

Ali Koyuncu

02-09-2020
Bize yazmak için tıklayınız.

Covid-19 nedeniyle okullar açılamasa da, kayıtlar başladı. Honaz Ortaokuluna kayıt olduğum günleri anımsadım. Kayıttan sonra, üzerinde Kıbrıs haritası olan bir kravat alınmıştı. Kaklık'ta kravatı bağlatacak kimseyi bulamadık. Annem "okulda öğretmenlerine bağlatırsın" dedi. O yıllar bizim çevremizde; erkeklerin atlet yerine kaput bezinden, "köynek" giydiği yıllardı. Kadını, erkeği henüz pijama ile tanışmamıştı. Ayakkabı, pantolon, ceket yama yapılıp giyilmeden atılmazdı. İnsanın yazgısı, yaşadığı toplumdan bağımsız olmuyor. 1970'li yıllarda, ülkemiz yokluk ve yoksunluk içindeydi.

Ortaokul, lise döneminde öğretmenlerimiz çok iyi giyinirdi. Belki ben köyden geldiğim için, bana öyle gelirdi. Eğitim vermenin bir yolu da, örnek olmaktan geçermiş. Öğretmenlerimizden bazıları giyimlerine, daha bir özen gösterirdi. Lisesi de okuduğumuz dönem, merak içinde hissettiklerimizin adını, koymaya çalıştığımız dönemdi. Titiz giyinen öğretmenlerimize, anlamını bilmeden, "hoca iki dirhem bir çekirdek gibi olmuş" diye söylerdik. O yaşlarda meraklıydık, araştırıcıydık. Yokluk ve yoksunluğun iyi tarafı, biz gençleri araştırmaya, arayıp bulmaya iterdi. Pancar şekeri çuvallarını, deterjanla kaynatarak terziye beyaz pantolon yaptırıp giyerdik. İspanyol paçalı pantolonlarımız, büyüklerden eleştiri alırdı.

Lise yıllarında, "anlam çerçevemizi" oluşturacak bakış açısına henüz sahip değildik. En azından ben değildim. Davranışlarımızda, daha çok çevrenin eleştirileri belirleyici olurdu. Düşlerimizi, düşüncelerimizi, tavırlarımızı; kendi bireysel seçimlerimiz değil, çevremizdeki sosyal-kültür bakış acıları belirliyordu. Denizli Lisesinde ikinci sınıfta okuyordum. Enver Paşa Caddesinde arkadaşlarla volta atarken; çok şık giyinmiş, uzun boylu, beyefendi, asil duruşlu birisi, elinde çanta ile yanımızdan geçti. Elbisesiyle, yürüyüşüyle, duruşuyla çevresindekilerden farklıydı. Tanıyan arkadaşlar, "Avukat Behçet Çomakoğlu" dediler. İnsanlar yaşadıklarıyla değil, yaşattıklarıyla anılırmış. O yıllarda, avukat denilince hep Behçet bey aklıma gelirdi. Avukat olmaya karar vermem de, Behçet beyin bende yarattığı o olumlu etkinin payı vardır, diye düşünüyorum.

O yaşlarda, geçmişi biriktirmenin önemini bilmiyorduk. Geçmişine bakmayanların, gelecekleriyle ilgili rüzgarı bulamayacaklarını, yıllar sonra öğrendik. Şık giyinen öğretmenlerimiz için söylediğimiz; iki dirhem bir çekirdeğin anlamını yıllar sonra öğrendiğimiz gibi.

Keçi boynuzunun Yunanca adı keration, Arapçada ise "kırrat'tır." Keçi boynuzu tohumu yüzyıllarca elması ölçmek için kullanılmış. Bu nedenle keçi boynuzu çekirdeği, "karat" denilen ölçüye adını vermiş. Karat elmas, pırlanta gibi değerli madenlerin ölçüsüdür. Keçi boynuzu çekirdeği doğada ağırlığı değişmeyen tek tohumdur. İçine su alma olasılığı çok azdır. Diğer bir özelliği, meyvesinden çıktıktan sonra sabit ağırlığını çok uzun süre korumasıdır. Keçiboynuzu çekirdeği Osmanlı döneminde ağırlık ölçüsü olarak kullanılmış. Dört çekirdek bir dirhemmiş. Bir dirhem, üç gram ağırlığı temsil edermiş. Sert, düzgün yüzeyli, olağandan farklı bir çekirdek. Farklı, düzgün giyinen kişilere de,"iki dirhem bir çekirdek" denmesi buradan gelirmiş.

Sadece takvimlerin değil; hayatın, duyguların, renklerinde mevsimleri var. Genç arkadaşların, eski mevsimlerdeki yamalı pantolon, ceket giyme zorunda olduğumuzu, bu gün algılaması çok zor. Çünkü bu zamanda; hayatın mevsimi de, gerçeği de değişti. Her insanın gerçeği, algıladığı dünyası. Yaşını almış olanların, eski mevsimlerden, eski yıllardan söz etmeleri bazen eleştirilir. Eleştirilmesin, beklentimiz eski kötü günler değil, yeni güzel günlerdir.

YORUM YAZ
BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Bu yorumlardan sorumlu değildir.
YORUM YAZ - İKİ DİRHEM BİR ÇEKİRDEK
Ali Koyuncu - Diğer Yazıları
Bütün Ali Koyuncu Yazıları