Başlıkta yer alan deyim, hayvanları et, süt veya diğer ürünleri için aşırı kalabalık bir ortamda ve esaret koşulları altında yetiştirmeyi ifade ediyor. Geleneksel çiftliklerde hayvanlar, açık havada serbestçe dolaşabilir, doğala yakın bir barınakta barınırdı. Son yıllarda hayvanlar giderek daha dar mekânlara hapsedilmeye başlandı. Günümüzün modern fabrika çiftliklerinde ise, pozisyonlarını dahi değiştirme şansı olmadan, bütünüyle zincirlenmiş veya daracık bir kafese hapsedilmiş olarak yaşamlarını sürdürmeye ve daha çok ürün vermeye zorlanmaktalar.
Bundan bir süre önce bir çiftlikten on kadar piliç aldım. Ticari işletme, ilke olarak yumurtlayan tavuğu dışarıya satmıyordu, bana bir ayrıcalık tanımışlardı. Hazırladığım kümese koyduğum hayvanların hali içler acısıydı. Önceleri bıraktığım yerde kümelenip hareketsiz kaldılar, yürümeyi, geceyi ve gündüzü bilmiyor, gün ışığını tanımıyorlardı. Sürekli birbirlerinin kuyruk tüylerini yoluyorlardı. Sanki bir yumurta makinesiydiler. Daha sonraki birkaç günde kümese alıştılar. Dışarıya saldım, eşinmeyi otlamayı öğrendiler. Bir yıl içinde çevrelerine tamamen alıştılar, normal bir tavuk gibi davranmaya başladılar.
Artık muz bile serada yetişiyor. Birim alandan en fazla verim almayı amaçlayan üretim tarzı, her türlü doğallığı yok etti. Sebze ve meyveler anormalleşti. Tatsız, aromasız ve lezzetsiz ama inadına iri ve göz alıcılar. Buzdolabında büyüyen salatalık ve kabakların öyküsünü biliyorsunuz. Geçtiğimiz eylül ayında Buldan’dan Denizli’ye gelirken yol boyunca üzüm satanların tezgâhına uğradım. Üzümleri incelerken şakayla söylendim: “Ben hormonlu üzüm arıyorum.” Genç köylü atıldı “Hepsi hormonlu ağabey, istediğini al.” Bunun insan sağlığına zararlı olduğunu söyleyince, çaresizlikle kollarını açtı: “Tüccar başka türlüsünü almıyor ki…”
Bir sezonda elmaya defalarca tarım ilacı atıldığını biliyor muydunuz? Böcek öldürücülerin, arılara ve diğer canlılara verdiği zarar kimin umurunda? Aşırı ve yanlış kullanılan yapay gübreler, dağlarımızdaki, ovalarımızdaki keklik şakırtılarını yok etti. Lütfen mevsimi dışında ürün almayın, Kumluca’daki seraların içine ilaç kokusundan girilemiyor. Kurban Bayramı’nda kesilen koyunların çoğu hormon iğnesi yemişti? Yediğimiz tavuk ve yumurtalardaki ilaç kalıntıları halk sağlığı laboratuarında inceleniyor mu? Sucuk ve benzer ürünlerdeki nitrat oranı ve katkı maddeleri ölçülüyor mu? Çevrenizde artan kanser olaylarına dikkat edin. Kimsenin toplum sağlığını hiçe saymaya hakkı yok. “Arenavari” programlarda izlediğiniz görüntülerin hepsi gerçek. Lüks lokanta ve pastanelerin vitrin aldatmacasına kanmayın, bir de mutfağını görün.
Çevremizdeki çöp dağları ve moloz yığınları gelecek ufkunu karartıyor, yaşamı tehdit ediyor. Doğanın temel unsurları olan, toprağı havayı ve suyu hızla kirletiyor, yaşamak adına pahalı bir bedel ödüyoruz. Aşırı ve kolay kazanma hırsı her türlü değer yargısını örseliyor. “Çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakacağız?” sorusunun yanıtını ise, şair Yavuz NUFEL veriyor:
Ucuz bulduk bol harcadık hep böyle kalır sandık
Zevkimizin uğruna seni biz peydahladık
Denizleri kirlettik, ormanları yok ettik
Sevgi; kaldıysa eğer onu da biz mahvettik
Ne bıraktık ki sana bu yürek ferahlasın
Deniz kuru gül kuru ananın göğsü kuru
Şükür olsun Allah’a bulduğun gün bulguru
Hafife aldık yan gelip yattık
Dağ gibi sorunları sana miras bıraktık
Yine de; hoş geldin bebek