DİN VE HİKMET 

Mustafa Örki

03-12-2020
Bize yazmak için tıklayınız.

Rabbimiz “Nitekim içinizden size âyetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak, size ilâhî mesajı ve hikmeti öğretecek ve ayrıca bilmediklerinizi size bildirecek bir elçi gönderdik.” Bakara/2,151

Peygamberin bir vazifesi de bu ayette geçen hikmettir. Hikmet kelimesi Allah’a nispet edildiğinde yerli yerinde yaratan, emir ve yasaklar koyan manasınadır. Elçi olunca yerli yerinde söz-harekâtı olan manasınadır. “(Allah)Hikmeti kime dilerse(kim ilmi ve hakikati talep eder ve bu yönde ciddi gayret gösterirse)ona verir.(Hikmet ehli ise seçkin ve nasipli birisidir.) Ve her kime de hikmet(ilim ve feraset)verilirse, hakikaten ona çok hayır lütfedilmiştir.(Bu gerçeği ise ancak)Akıl ve gönül ehli düşünüp anlar(ve değerlendirir).” Bakara/2,269. Hikmeti kavramının yolu amelle olacaktır, emek ister.

İmam-ı Mâtürîdî’nin din anlayışı hikmet temeli üzerinedir. Dinin hedefi insanları bir arada yaşamaları dünya ve ahiret mutlu olmalı için Allah’u Teâlâ tarafından konulmuş kurallardır. Dinin, insan için, onların bir çöküşe ve yok oluşa maruz kalmaması için olduğunu, edinecekleri her türlü fayda uğruna birbirlerini yok edişlerine engel olup, onları bir arada, barış ve huzur içinde insan onuruna yakışır bir biçimde yaşamalarını sağlayan bir asıl olduğunu belirtmektedir.

Dinin bilinip tanınmasını sağlayan aslın, vahiy ve akıl olmak üzere iki boyutunun bulunduğunu söylemekte, böylece dinin varlığının haber (vahiy) ve akıl temelinde, vahye dayalı ve aklî bilgiye dayalı olarak bilinebileceğini belirtmiş olmaktadır. Mâtürîdî, dinin, amelî ve i’tikâdî olmak üzere bütün aslî ve ta’lî boyutlarıyla hikmet üzere olduğunu kabul etmektedir. Bu yüzden de dinin alanına giren her konunun hikmet merkezli olarak anlaşılıp ortaya konulması gerektiği düşüncesindedir.

Mâtürîdî, bir parçasını da insanların teşkil ettiği âlemin, farklı tabiatlar ve birbirine zıt konumlar üzerine inşâ edilmesinde olduğu gibi, âlem‐i sağîr olan insanoğlunun da çeşitli arzulara farklı tabiatlara ve bunun dışında baskın nefsânî isteklere sahip bir varlık olarak var edildiğini belirtmektedir.

Eğer insanlar bu yaratılışlarıyla baş başa bırakılsalardı, kendilerine fayda temin edecek hususları, gücü, saygınlığı, iktidarı ve hükümranlığı elde etmek için birbirleriyle mücadele etmelerinin kaçınılmaz olduğunu; bu çekişmeyi de, önce birbirlerinden nefret etmenin, ardından da birbirlerini katletmenin takip edeceğini, bu sürecin de çöküş ve yok oluşla sonuçlanacağını söylemektedir.

“Allah sizin iman da ısrarınızı kesinlikle zayi etmeyecektir. Elbette Allah insanlara karşı sınırsız bir şefkat, sonsuz bir merhamet sahibidir ” Bakara/2,143. Mâtürîdî’nin, insanı, din karşısında nasıl konumlandırdığına bakıldığında, insanın din karşısındaki konumunu belirleyen asıl unsuru, insanın fiilleri olarak değil, onun bağlandığı inançlar olarak kabul ettiği görülmektedir. Bu yüzden de imanın, amellerin toplamından ibaret olduğu şeklindeki yaklaşıma sıcak bakmamaktadır.

Son söz: Kul olanlar “Hikmetinden sual olunmaz” sözünü söyleyenler kabul edenlere müjdeler olsun. İlk etapta hoşumuza gitmese de hikmeti anlayanlar bugüne kadar kazançlı çıkmışlardır. Neden? Doğruyu belirleyen sizim beğenininiz değildir. Neden? Çünkü biz doğru olanı göremeyebiliriz. Kime soracağız? Allah’a O’nun gönderdiği kitaba bakacağız. Kehf Suresinde anlatılan olaylar hikmet meselesini en iyi anlatır bize. Hikmet ilimden farklıdır, ilim dışarıdan bakılınca öğrenilir, ama hikmet arka tarafından bakılınca anlaşılır, emek zaman gerekir.

YORUM YAZ
BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Bu yorumlardan sorumlu değildir.
YORUM YAZ - DİN VE HİKMET 
Mustafa Örki - Diğer Yazıları
Bütün Mustafa Örki Yazıları