DEĞİŞİM VE GELİŞİM

Ali Koyuncu

10-02-2021
Bize yazmak için tıklayınız.

Çevremizde göremediğimiz, tanımlayamadığımız ama hissettiğimiz sürekli bir değişim var. Almanlar “değişim, gelişimle birlikte olmadıktan sonra tek başına bir anlam ifade etmez” diyor. Gelişim, görünen hissedilen somut bir olgu. Değişimler hayatımızda sürekli olacak. Değişim her zaman bizim beklediğimiz gibi olmuyor. Toplumlar bazı dönemler değişim sürecini sancılı yaşıyor.

Ülkemizde de sancılı yaşanıyor. Süreç, demokratik toplumlarda olduğu gibi normal, sosyo- ekonomik ve kültürel sürecinde yaşanmıyor. Türkiye coğrafyasına bakıldığında; 2020 yılında az da olsa feodal üretim biçimi ve ilişkilerinin hakim olduğu bölgeler ve kesimler var. Ülkemiz kendi dinamiklerinin şekillendirdiği teknolojik devrime dayalı, bir sanayi toplumu olamadı. Sanayileşmedeki sancı; insan ilişkilerinde, toplumsal ilişkilerde, siyasette de paralel olarak görülüyor. Bu yaşanan süreç, elbette toplumsal değişimi olumsuz etkiliyor. Ülkenin az da olsa belirli bir kesimi bilgi toplumu olma yolunda. Geçişteki sosyo-ekonomik, kültürel farklılıklar; değişimi sancılı yaşamamıza neden oluyor. Her doğumun sancılı olduğu gibi, toplumsal değişimde sancılı oluyor.

Sancılı yaşamanın sebeplerinden birisi; kültürel anlamda toplumun ortak bir ufku yok. Cumhuriyetle birlikte bu ortak ufuk, "çağdaş medeniyet seviyesine çıkma" olarak oluşturuldu. İsteyenler oldu, karşı çıkanlar oldu, uyum sağlayanlar oldu, uyum sağlayamayanlar oldu. Ortak ufkun olmaması değişimin sancılı olmasının sebeplerinden. Bilgi çağına girdiğimiz şu günlerde toplumun çoğu; çağdaşlaşmayı batılaşma, dindarlığı Araplaşma olarak anlıyor. Kendi öz değerleri üzerinden ve kendi değerlerine bağlı kalarak çağdaş gelişimi ve dönüşümü hedefleyenler azınlıkta.

Türkiye'de gözle görülen herkesin üzerinde anlaştığı tek değişim, yer değiştirme! Yani göç. Nüfusun büyük çoğunluğu kırsal bölgelerden ve sınır ötesi coğrafyalardan kentlere, metropollere doğru göçüyor. Nüfusun yarısı 11 metropolde yaşıyor. Bu çarpık kentleşme ve beraberinde getirdiği ekonomik, sosyal ve kültürel sorunlar, ülkemizdeki değişimi olumsuz yönde etkiliyor.

Türkiye’de siyaset; feodal toplumdan, sanayi toplumuna, sanayi toplumundan, bilgi toplumlarına geçişte üzerine düşeni yapamadı. Türkiye'de siyaset; beceriksiz, ufuksuz, kendisi sorunlu, ortak bir ufuk yaratmaktan uzak. Siyaset tam tersi; kimlikler, yaşam biçimi, inanç üzerinden kutuplaşmış, ayrışmış bir toplum yarattı. Bu yapı, ortak ufku yok ettiği için toplumdaki değişim; iyiden, güzelden yana olmadı. Toplumsal değişimin önünü sürekli siyaset kurumu tıkadı. Bu nedenle de doğum her on yılda bir sezaryenle olmak zorunda kaldı. 1960’lardan bu yana yaşadığımız askeri müdahalelerin sebebi bu! Darbeler, toplumsal değişimin rotasını değiştirip, önünü tıkadı.

Türkiye son yıllarda doğru bir şekilde; değişimin, çağdaşlaşmanın Avrupa birliği rotasında olacağını kabul edip, ortak bir ufuk yaratmaya çalıştı. Çalıştı ama! Toplumun yarısı Araplaşma hevesinde, yarısı da batılaşma. Bu nedenle geçiş sürecini de sancılı yaşıyoruz. Türkiye batılaşmayı değil, kendi değerlerine bağlı kalarak, özgüvenle, "Avrupa birliği standartlarını", toplumun ortak ufku olarak hedeflerse; değişimle gelişimi birlikte yakalar diye düşünüyorum.

YORUM YAZ
BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Bu yorumlardan sorumlu değildir.
YORUM YAZ - DEĞİŞİM VE GELİŞİM
Ali Koyuncu - Diğer Yazıları
Bütün Ali Koyuncu Yazıları