MASKARALAR 

Ali Koyuncu

11-12-2019
Bize yazmak için tıklayınız.

İsmet İnönü sinirlendiğinde,"sizi gidi maskaralar sizi" lafını çok kullanırmış. Tarihçi, araştırmacı, yazar Prof. Dr. Kemal Arı'nın "sizi gidi maskaralar sizi" isimli araştırmasını okurken, tüylerim diken diken oldu. Kemal Arı iyi bir akademisyen, iyi bir araştırmacı. Büyük mübadele, Zübeyde'nin sarı paşası, Türk devrim tarihi, Atatürk ve devrimcilik gibi bir çok kitapları var. Konuları detaylı araştıran bir akademisyen. Araştırmalardan birisi de, "İsmet Paşa camileri, medreseleri kapattı, kapısına jandarmaları dikti" yalanıyla ilgili.

Maskaralar tarihin her döneminde görülmüştür. Atatürk'ü sevmeyen Cumhuriyet karşıtları, onu yıpratmaya çalışırken, önce İsmet Paşa'yı hedef alırlar. Bunun için yalan üzerine yalan üretirler. Bunlardan birisi de "İsmet Paşa'nın tek parti döneminde camileri kapatıp, önlerine jandarma dikerek Müslümanların ibadet etmelerini önlemesi" yalanıdır. Yakın zamanda bazı maskaralar televizyonlarda, "Atatürk döneminde genelev yapılan camiler vardı" yalanını dahi söyleme cesaretini gösterdiler. Esasında İsmet Paşanın namazını kılan birisi olduğu, yakınındaki şahsiyetlerce bilinir. Dini siyasete alet etmediğini, tarihi gerçekleri çarpıtan, maskaralarda bilir.

Kemal Arı'nın araştırmasına göre; Cami yalanıyla ilgili, tarihi yazılı gerçek şudur: İkinci dünya savaşı nedeniyle, Almanlar 13 ülkeyi teslim almış, Alman ordusu Türkiye sınırına dayanmıştı. Türkiye toprakları büyük bir tehlike altındaydı. Ülke her an savaşa katılabilirdi. Trakya'da Sınırımıza dayanan Almanlar, Meriç nehrini aşarak topraklarımıza girebilirdi. Bunun için köprüler yaptıkları da biliniyordu. Bu nedenle Türk ordusu Trakya'da "çakmak hattı" denilen, bir savunma hattı oluşturdu. Trakya'nın altına binlerce "korugan" yapıldı. Ancak havada Almanların çok sayıda savaş uçağı vardı. Tarihi bir kent olan İstanbul, uçak saldırısına uğradığında büyük bir yıkımla karşılaşabilirdi. Topkapı sarayı, Camiler, İstanbul arkeoloji müzesi, saraylar bir çok tarihi yapı her şeye rağmen vurulup, yıkıla bilirdi. Bu nedenle İsmet Paşa ve hükümeti bir karar aldı: İstanbul müzelerinde sergilenen kıymetli eserler toplanacak, Anadolu'nun ortasında, uçaklarının menzili dışında bulunan Niğde ve Ulukışla'ya koruma amaçlı götürülecekti. Karar gereği hazırlıklar başladı. Korunaklı çinko kaplı 391 sandık yaptırıldı. Tüm tarihi eserler başta padişah tahtları, mücevherleri, Hz. Muhammed'den kalan kıymetli kutsal emanetler; Hz. Muhammed'in sancağı, kılıcı, mührü, oku, yayı, Kabe'nin anahtarı, hırka-i saadet, Hz. Osman'ın kanlı kuran-ı kerimi, el yazması eserler ve benzerleri sandıklara yerleştirildi. Bu işlerle ilgilenmek üzere, Topkapı müzesi müdür yardımcısı Lütfi Turanbek ve ona eşlik eden otuz kişilik bir ekip görevlendirilmişti. 391 adet sandık, 48 vagona yerleştirildi. Lütfi Turanbek ve yanındakilerin eşleri, çocuklarıyla birlikte savaş bitene dek; dini, manevi, milli değerler korunmak üzere Niğde'ye hareket ettiler.

Önceden yapılan hazırlık uyarınca; Niğde'ye getirilen bu değerli eserler ve arşiv sandıkları içinde camiler, Sarıhan, Ak Medrese gibi tarihi mekanlara gizlilik içinde yerleştirildi. Binaların çevresinde jandarmalarla koruma sağlandı. Çevredeki vatandaş Camilerin, Medreselerin kilitlendiğini önünde jandarmaların beklediğini görüyordu ama sebebini bilmiyordu. 1943 yılında İnönü Churchill ile buluşmak üzere trenle Adana'ya gidiyordu. Tren Niğde'de durdu. İnönü doğruca eserleri yerinde görmek için depo haline getirilen tarihi ve dini binalara gitti. Ancak gizlilik kuralına uyarak içeriye dahi girmedi.

Savaş bitti tam 5 yıl depoda kalan eserler 1947 yılında yeniden İstanbul'a getirildi. Tutanakla, kayıtlı oldukları müzelere teslim edildi. Anadolu'daki yetmiş yıllık "Cami, Jandarma" yalanın gerçeği budur.

YORUM YAZ
BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Bu yorumlardan sorumlu değildir.
YORUM YAZ -  MASKARALAR 
Ali Koyuncu - Diğer Yazıları
Bütün Ali Koyuncu Yazıları