Evet öncelikle o bir simitçiydi Denizli’de… Sadece Denizli’de mi, hayır çocukluğunda da simitçi imiş… O bir ayakkabı boyacısıydı. Simit satmadığı […]

Evet öncelikle o bir simitçiydi Denizli’de… Sadece Denizli’de mi, hayır çocukluğunda da simitçi imiş… O bir ayakkabı boyacısıydı. Simit satmadığı zamanlarda Denizli caddelerinde ayakkabı boyardı. Sadece Denizli’de mi ayakkabı boyamıştı, hayır çocukluğunda da ayakkabı boyarmış.

Hamdi Yılmaz’ın farklı zamanlarda aynı işi yapmış olmasının hikmeti nedir derseniz, hayat hikayesini de “Kim Neylesin Senin Anılarını Simitçi?” kitabında şöyle anlatıyordu: Çocukluluğunda simit satarak, ayakkabı boyayarak sağlamış geçimini. Zorlu hayat mücadelesi içerisinde bir ara Demirdöküm Şofbenlerinin teknik servis sorumluluğunu yürütmüş Söke’de… İşini kaybetmiş. Bakkallık yapmış veresiye alanlar yüzünden sermayeyi tüketmiş. Sonra da hayatımı nasıl sürdürebilirim arayışları içerisinde kader onu Denizli’ye getirmiş. Bizim kendisiyle tanışıklığımız ve dostluğumuz Delikliçınar Meydanının oralarda ayakkabı boyacılığı ve Cemaat Çay Ocağı’nın oralarda da simit satıyor olmasıyla başlamıştı.

Simit ve boya işinin dışındaki Denizli Halk Eğitim Merkezinde tiyatro çalışmalarına katılıyordu. Töre adlı oyunda seyretmiştim kendisini. Daha sonraları, çeşitli animasyonlarda ve kısa filmlerde tipine uygun olarak Nasrettin Hoca rollerinde yer almaya başlamıştı.

İlk tanıştığımız zamandan başlayarak okumaya ve yazmaya olan merakını fark edince dostluğumuz bu sefer kültürel sohbetlere dönüşmeye başladı. Anılarını topladığı ilk kitabını bastırabilmek için bir yerde kovulurcasına “Kim Ne yapsın Simitçi Senin Anılarını” sözüyle karşılaşınca, tamam onlar beni kovdu fakat ben kitabımın adını buldum diyerek hüznünün sevince dönüştüğünü anlattığı hatırası bir süre sonra gerçek oldu. İlk kitabı olan “Kim Ne yapsın Simitçi Senin Anılarını”nı yayınladı. Gel gör ki nerelere başvurduysa kitabını satmakta zorlandı. Birer birer nazının geçeceği insanlara ulaştırarak matbaa borçlarını ödemeye çalıştı.

Yılmadı, bu sefer kendisi engelli olmamasına rağmen engellilerin engelini dert edindi kendisine: Gezdiği yerlerde engellilere ait gördüğü gazete kupürlerini, haber ve yazılarını biriktirerek iki cilt halinde “Engel Tanımayan Özel İnsanlar” adıyla yayınladı.

Dört yıl önce başlayan İstanbul macerasında Nasrettin Hoca kisvesiyle Topkapı Sarayı, Feshane ve Sultanahmet Meydanı gibi yerlerde dolaşarak yerli yabancı gezginlerle çektirdiği fotoğraflar karşılığında elde ettiği üçer beşer lirayla geçimini sağlamaya çalıştı. Çok kilolu olması sebebiyle fiziken başkaca bir işte çalışma imkanı ve şansı da yoktu.

İşte, hayatı boyunca hayatın bir insana yükleyebileceği bütün zorlukları yaşamış fakat hiç yılmamış bir insan: Hamdi Yılmaz. Nam-ı diğer Denizli’nin Nasrettin Hocası. Herkes için ibretlerle dolu bir hayat hikayesi ve felsefesi: Yenilmek fakat inancını kaybetmemek, ezilmek fakat onurunu kaybetmemek. Yaşamak için başkalarını öldürmemek… En son kitabını saygısızlık temasına ayırmış, dört yılda karşılaştığı olumsuzlukları yazdığını söylemiş fakat kitabını da yine “Affettim!..” sözüyle bitirdiğini söylemişti.

Dört yıldır yalnız yaşadığı ve yaşama mücadelesi verdiği İstanbul’a bu sefer evini de götürmeye gelmiş, birkaç kez telefon ederek helâlleşmek istediğini söylemişti. Öyle de oldu. Sadece ben değil, Denizli’de dost bildikleriyle de tek tek dolaşarak helâlleşmişti. Mekanın Cennet olsun güzel kardeşim…

Hamdi Yılmaz’ın Cenaze Namazı bugün Cuma namazını müteakiben ULU CAMİ’de kılınacaktır. Sonrasında da cenazesi Aydın’ın Çine ilçesinde toprağa verilecektir.

Dost ve arkadaşlarına duyurulur…


Bir Yorum Yaz