Konuya girmeden önce bir anekdot aktaralım. Yıl 1933. Cumhuriyetin onuncu yılı kutlanıyor. Yer Ankara palas. Atatürk, Şükrü Kaya ve Ruşen […]

Konuya girmeden önce bir anekdot aktaralım.

Yıl 1933. Cumhuriyetin onuncu yılı kutlanıyor. Yer Ankara palas. Atatürk, Şükrü Kaya ve Ruşen Eşref Ünaydın’la konuşuyor. Ruşen Eşref bir ara “Paşam etraf çok kalabalık, korumaları biraz artırsak mı?” deyince Atatürk:

-Hayır olmaz. Bu icraatından emin olmayanların yapacağı bir iştir.

Bu sırada Fransız büyükelçisi Atatürk’ün masasına gelerek bir davette bulunuyor:

-Sayın Cumhurbaşkanı, sizi İstanbul veya İzmir Limanından Türk Bayrağı çekilmiş bir harp gemisiyle alarak, donanmamızla ülkemize götürmek istiyoruz. Orada Fransız Orduları Baş Komutanı olarak karşılanacaksınız.

Atatürk:

-Teşekkür ederim mösyö. Böyle bir gezi düşünmüyorum.

Elçi ayrıldıktan sonra Atatürk, masadakilerin şaşkın bakışları arasında tarihi konuşmasını yapıyor:

-BEYLER! BUNLAR BİZE HALA DOĞULU GÖZÜYLE BAKIYORLAR. ADAM , EFENDİ HANGİ BATILI DEVLET ADAMINA BU TEKLİFİ YAPABİLİR? GÜLERLER ADAMA. BİZİ HALA BÖYLESİNE BASİT ŞEYLERLE ELDE EDECEKLERİNİ SANIYORLAR. ÖĞRENEMEDİLER BİR TÜRLÜ; AMA ÖĞRENECEKLER. HAYDİ BEYLER CUMHURİYETİMİZE!

İşte Atatürk budur. Onu anlamak ve kavramak o kadar kolay değildir. Hele IQ su ortalamanın altında olanlardan bunu beklemek beyhudedir.

Atatürk’ü anlamanın ilk koşulu, onun vitrine çıktığı andan itibaren ülkenin ve ülkede yaşayanların kimliği, ağırlığı, maddi ve manevi potansiyeli nedir onları bilmektir. Bunları bilmiyor ve anlamıyorsanız, Atatürk’ü araştırmayı boş verin.

Siz aşağıda anlatacağım çocuklara bile asla yetişemezsiniz.

“Bakırköy Belediyesi’nin yaptırdığı aile araştırmasında ortaya çıkıyor…Öğretmen, otistik çocuklara Atatürk’ü anlatıyor.

Çocuklar dinliyor, evlerine gidiyor. 7 yaşında bir öğrenci, o akşam, ertesi sabah asla su içmiyor, ağzına sürmüyor, ısrar ediyorlar, Atatürk diyor, gerisini izah edemiyor. Anne, çocuğunu okula götürüyor, vaziyeti anlatıyor. Anlaşılıyor ki, diğerleri de böyle… Meğer, öğretmen, Atatürk ölmedi, içimizde yaşıyor diyor, çocuklarımız da Atatürk boğulmasın diye su içmiyor… Öğretmen, çocukları tekrar topluyor, ağlaya ağlaya, Atatürk’ün çok iyi yüzme bildiğini, korkmalarına hiç gerek olmadığını anlatıyor, çocuklarımız ikna oluyor, tekrar su içmeye başlıyor”

Atatürk’ü anlamayanların zeka, akıl, kültür ve ahlak sorunları olduğu kuşkusuz. Herkes bu işi kotarabilseydi, mevcut sorunları çoktan aşmış ve çağdaş ülkelerle yarışır hale gelecektik.

Kişinin çapı müsait değilse anlayamaz. Fakat işi hakaret düzeyine götürürse onu tedavi ettirmek herkesin görevi olmalıdır. Tedaviyi kabul etmezse kendisine şu klasik dörtlük armağan edilir.

İşgaldeki hali sakın unutma.

Atatürk’e dil uzatma sebepsiz.

Sen anandan gene çıkardın amma,

Baban kimdi bilemezdin şerefsiz.


Bir Yorum Yaz