Yerel seçimler yaklaştıkça Belediye başkan adayları bir bir ortaya çıkmaya başladı. Belediye başkanı adayı olununca da projeler, vaatlerle seçmenin karşısına […]

Yerel seçimler yaklaştıkça Belediye başkan adayları bir bir ortaya çıkmaya başladı. Belediye başkanı adayı olununca da projeler, vaatlerle seçmenin karşısına çıkmak gerekiyor. Seçim mücadelesi kızıştıkça bu projelerin bir kısmında ipin ucu kaçıyor ve uçuk kaçık projelerle oy toplanmaya çalışılıyor.

Benim kişisel düşüncem ve gözlemlerim halkın oy verirken genellikle başkan adayının projelerine değil de, nasıl bir adam olduğuna bakarak yani, toplumsal statüsünü göz önüne alarak tercih hakkını kullandıklarıdır. Bir aday istediği kadar muhteşem projeler ortaya koysun statüko yönünden gerilerde ise kazanma şansın oldukça düşüktür.

Her toplum bazı kişileri el üstünde tutarken bazılarını becerileri, inançları, ırkları ya da cinsiyetleri nedeni ile göz ardı eder. Yani seçilmek için yüksek statü önemli bir avantaj.

Kişilerin toplum içindeki statüleri neye göre belirlenir, bir başka deyişle “yüksek statü”nün kriterleri nelerdir?

Bu konuda her daim geçerli evrensel ölçütler bulmak zordur. Her toplum ya da coğrafyada ve farklı zaman dilimlerine ölçütler değişik olmaktadır.

İlk çağ toplumlarında örneğin Sparta’lılarda iri yarı, adaleli, sert bakışlı, kavgacı ve savaşçı erkekler (400 Spartalı filmini hatırlayınız) yüksek statü sahibiydiler. Bunlar, her iki cinse de azgın bir istek duyarlar,iş güç,mal mülk, para, lüks, eş çoluk çocuk gibi şeylerle fazla ilgilenmezler, düşmanlarını öldürmekten büyük haz duyarlardı.

Roma imparatorluğunu dağılmasından 12. yüzyıla kadar Avrupa’nın bir çok yerinde İsa’yı kendisine model alan, eline silah değmemiş, bırakın insan öldürmeyi, en küçük bir hayvanı bile incitmekten kaçınan, maddi olan her şeyi önemsiz gören, cinsel dürtülerini baskılamış insanlar saygı görür el üstünde tutulurdu. Kilise bunlardan bazılarını azizlik mertebesine yükseltmişti.

Haçlı seferleri sırasında şövalyeler revaçtaydı. Şövalyeler şatolarda oturur,soylu atlara biner, güzel kadınların gönlünü fethetmeyi, güzel sözler söylemeyi, aşk şiirleri yazmayı bilirlerdi. Müslümanları öldürmedikleri zamanlarda ava çıkıp hayvanları öldürerek bu zevklerini tatmin ediyorlardı. Elbette paraya ve lükse karşı kayıtsız değillerdi.

18. yüzyılda Özellikle İngiltere’de ve Fransa’da centilmenlik ön plana çıktı. Bunlar kavga dövüş ile fazla ilgilenmezler,topraklarının idaresi ile uğraşır, tüccar ve sanayicileri hor görürlerdi. Bütün dertleri yaşamlarına kusursuz bir zarafetin hakim olması idi. Kişisel bakımlarına özen gösterir, kadınlara kibar davranır,günün moda danslarını iyi bilirlerdi.

Güney Amerika’nın balta girmemiş Amazon ormanlarındaki kabilelerde yüzyıllar boyu, alçak statüde ki erkekler balık avlarken, yırtıcı hayvan avcıları yüksek statüyü temsil ediyorlar, boyunlarını onların dişleri ile süslüyorlardı. Muhtemelen onlar için en aşağılık durum yemek yapan karılarına yardım ederken görülüyor olmalarıydı.

Göçer toplumlarda yüksek statü için, kabileyi bir yerden bir yere güvenle ulaştırmak, gidilen yerlerde ele geçirilen malların bir kısmını kabiledekilere adaletle dağıtmak gerekiyordu. Günümüzde ise toplumsal refah için ticaret ve teknoloji gerekli olduğundan girişimciler, bilim insanları ve teknokratlar el üstünde tutulmaktadır.

Görülüyor ki, bir gurup insan başkasına fiziksek zarar verdiği ölçüde rağbet görürken, bir başka grup başkalarını savunduğu ölçüde yüksek statü elde edebilir, toplumda besin kıtlığı varsa, yabani hayvan avcıları el üstünde tutulur, bazen iyilikleri, sanat ya da fiziki yetenekleri (günümüz futbolcuları gibi), girişimcilikleri, bazen bilgelikleri onları toplumsal statükonun üst basamaklarına çıkarır.

Evet bu gün birçoğumuz toplumun statüko kriterlerinden pek hoşnut değildir ama şurası bir gerçek ki toplum insanı kim olduğuna göre değil, ne yaptığına yani, hangi hizmeti gördüğüne göre değerlendirir. Güvenlik sorununu olmadığı bir ülkede kaslı güçlü kuvvetli biri olmanın ya da geçimini tarım ile sağlayan bir toplumda vahşi hayvan avcısı olmanın fazlaca yüksek bir statükosu yoktur.

Görülüyor ki, toplumlardaki yüksek statü ölçütleri tarih boyunca değişime uğramıştır ve bundan sonra da uğrayacaktır.


Bir Yorum Yaz