etiler satılık oto

YARGILAMADA YENİ SİSTEM ESKİ DÜZEN

Asil Türk

02-02-2018

6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri (HMK) Kanunu 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmesinin üzerinden 6 yıldan fazla bir süre geçti. Yeni yasa arayışının temel nedenlerinden en önemlisi ülkemizdeki yargılama sürecinin yavaşlığı nedeni ile yargılama sisteminin hızlandırılması idi. Bu amaçla gerek yargılama usulleri ile ilgili kanunlarda ve gerekse farklı birçok kanunda değişiklikler ve düzenlemeler yapıldı. Hatta bazı suçlar suç olmaktan çıkartılarak kabahatler kanunu kapsamında kabahat olarak sayılmaya başladı. Yine, bu sürecin bir önceki aşamasında da Ceza Muhakemeleri Kanununda da (CMK) değişiklikler yapıldı ve bu değişiklikler 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girdi.

2005 yılında yürürlüğe giren CMK’nun yargılamanın hızlandırılması ile ilgili olarak getirdiği en önemli yeniliklerden bir tanesi İDDİANAMENİN İADESİ MÜESSESİ oldu. Yapılan bu düzenleme ile amaç; soruşturmanın Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülüp tamamlanmasından sonra iddianamenin düzenlenmesi ve davanın açılmasıdır. Açılacak olan ceza davasında tüm delillerin soruşturmayı yapan savcı etrafından toplanması ve yargılamayı yapacak olan hakîmin önüne dava dosyası geldiğinde davanın birkaç celsede sonuçlandırılması hedeflenmiştir. Ancak, uygulamada işler maalesef böyle olmadı.

Cumhuriyet Savcıları yine eski alışkanlıkları ile soruşturmanın kolluk güçleri olan polis ve jandarma tarafından yürütülmesini izlemek, polis ve jandarmanın hazırladığı fezlekeleri iddianame haline getirmek oldu. Ceza mahkemeleri de eksik soruşturmaya dayalı hazırlanan iddianameleri Cumhuriyet Başsavcılığına iade etmek yerine, iddianameyi kabul ederek yarım kalmış soruşturmayı, kovuşturma aşamasında tamamlamaya ve hüküm vermeye kalkınca yine eskiye döndük ve tabir caiz ise CMK'nun temel amacı uygulanmaz hale geldi.

Kanunların hazırlanmasında hiçbir zaman iyiniyet veya mükemmel bir kanun hazırlamak yeterli olmuyor. Uygulayıcı olan hâkim ve savcıların yeni düzenlemeyi sahiplenmesi ve eski alışkanlıklarını terk etmeleri gerekiyor. Yeni, HMK hazırlıklarını duyduğumda heyecanlandığımı itiraf etmeliyim. Kısa bir araştırmadan sonra yapılan çalışmada Almanya'da uygulanan Hukuk Usulü Kanunundan yararlanıldığını da öğrendim. Uzun zamandır Almanya'da alacağı olan firmaların alacaklarının tahsili amacı ile gittiğim çeşitli Alman Mahkemelerinde uygulamasını gördüğüm ve çok beğendiğim Hukuk Usulü Kanunun Türkiye'de de uygulanacak olması beni mutlu etmişti.

Almanya'da yapılan uygulamada, delilleri bildirilerek dava açıldıktan sonra dava dilekçesi karşı tarafa gönderilir, davalı da delilleri ile birlikte cevap dilekçesi yazar ve bu cevap ve deliller davacıya ulaştırılır. Davacının vereceği cevaptan sonra davalı son diyeceklerini yazar ve mahkeme aracılığı ile davacıya gönderir, sonrasında ise hâkim uygun gördüğü en yakın tarihte tarafları duruşmaya çağırır ve uzlaşmaya zorlar. Bu duruşmanın adı uzlaşma duruşmasıdır. Hâkim bu duruşmada dava ile ilgili düşüncelerini söylemekten çekinmez. Bir davamızda hâkimin davalı tarafa bu dava şu miktardan aşağıya zor biter, ödeyeceğin miktarı yükselt bakalım dediğini hatırlıyorum. Böyle bir beyanı ülkemizde bazı hukukçular ihsası rey (karara yönelik görüş açıklama) gibi görseler de gerçekte bu beyan ne hâkimi ne de tarafları bağlamadığı gibi, henüz delilleri toplamamış ve bilirkişi incelemelerini yapmamış olan hâkimin davanın sonucuna yönelik bir beyanı olarak görülmez. Kaldı ki; tarafların uzlaşmamaları halinde hâkim dava dosyasında yapacağı incelemesi sonrasında bir karar verecektir. Bizim kanunlarımız bakımından da bu açıklamaların ihsası rey olacağı korkusu ile hakimlerimiz tarafların uzlaşması noktasında maalesef çok etkin rol alamadılar.

Hâkim, ön incele duruşmasında uzlaşma sağlanamaz ise yeni duruşma günü vermez. Hâkim zaten incelemiş olduğu dosyada yapılması gereken delillerin toplanması bilirkişi incelemesi gibi pek çok işlemi duruşma yaparak değil, yazışmalar ile yerine getirir. Ne zaman tanık dinlemek ister ise o zaman tanık listesinde isimleri bulunanlar ile tarafları duruşmaya çağıran davetiyeyi gönderir. Duruşma yapılır, ancak bu duruşma sonrası yeni duruşma günü verilmez. Hâkim, yine yargılama sürecini mahkeme kalemi aracılığı ile yazışmalar yaparak sürdürür ve karar vereceği celseyi belirler. Karar vereceği duruşma gününü taraflara tebliğ eder. Son duruşma karar duruşmasıdır ve dava karlara bağlanır. Kısacası, en fazla 3 veya 4 duruşma ile davada karara ulaşılmış olur. Böylece, gerek hâkim ve gerekse taraflar boş geçen duruşmalardan ve zaman kaybından kurtuldukları gibi bir hâkimde günde 6 ile 8 dosya için duruşma yapar hale gelir. Adliye koridorları boşalır ve insanlar ile boş yere doldurulmaz.

Almanya'da hal böyle iken, aynı hükümleri taşıyan ve yürürlüğe giren, yargılama süresini kısaltmasını beklediğimiz hukuk usulü kanunu bizde eski sistem ile uygulamaya kalkılınca, yargılama sürecini kısaltması gerekirken uzatır hale geldi. Oysa, HMK’nun ön inceleme duruşması ile ilgili olarak getirdiği 137. , 140. ve 147.maddesinde ön inceleme duruşması sonrasında hemen tahkikat duruşma gününün belirlenmesi ile ilgili bir hüküm bulunmadığı gibi, böyle bir zorunluluk da yoktur. Asıl olan, ön inceleme duruşmasında tarafların uzlaşamamaları halinde, dava dosyasında yapılacak işlerin yazışmalar ile yerine getirilmesi ve böylece hemen hemen çoğu zaman boş geçen duruşmalar ve duruşma aralıklarında meydana gelen zaman kayıplarından hâkimi ve tarafları kurtarıp, elde edilen zaman içinde davanın bir an evvel sonuçlanmasına yönelik işlemlerin yapılmasının sağlanmasıdır. Denizli’den İstanbul’a kadar gidip, efendim bilirkişi raporu gelmemiş, raporun dönüşü beklensin gibi iki satırlık bir ara kararı için yol, yemek masrafları ile zaman israfının önüne geçilmesi gerekmektedir. Kaldı ki; hiçbir işlem yapılmayan celseye gitmemek halinde hâkim bu kez davanın takip edilmediğini kabul edip dava dosyasını müracaata kaldırabilir. Ancak, kimse o hâkime hiçbir işlem yapılmayacak dava dosyası için neden tarafları çağırdın denilmez ise eski hamam eski tas yolumuza devam ederiz.

Olması gereken, yeni duruşma günü verilmeden işlemlerin mahkeme kalemi tarafından yazışmalar ile yürütülmesidir. Ancak, aksine her duruşma sonrasında yeni duruşma günü verilmeye devam edilerek, iki celse arasında sadece ara kararına yönelik işlemlerin yapılmaya çalışılması, dava dosyasında başka bir işleme geçilememesi, yeni HMK’nun uygulamasının kadük kalmasına (değerini yitirmiş) neden olmaktadır. Hâkimlerimiz ve tüm uygulayıcılardan istirhamım, eski duruşma günü verme alışkanlıklarından vazgeçerek, yasanın amacına ve ruhuna uygun davranarak gerek para, gerekse zaman israfının önüne geçmeleridir. Böylece ülkemizde de yargılama daha kaliteli ve hızlı hale gelecektir. Yeniliklere açık bir anlayış dileği ile DOSTÇAKALIN...

YORUM YAZ
BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Bu yorumlardan sorumlu değildir.
YORUM YAZ - YARGILAMADA YENİ SİSTEM ESKİ DÜZEN
Asil Türk - Diğer Yazıları
Bütün Asil Türk Yazıları