etiler poyrazoğlu otomotiv
19 Eylül 2018 Çarşamba

YANGIN KULESİ VE BAYRAK

Tarık Barbaros Pilevne

31-05-2018

Yol boyunca iki yana atlayan ve uzun kış aylarında kullanılmayan telefon hattı yer yer kopmuş, direklerin bazıları devrilmiş, dağılmıştı. Çağıltısı uzaktan duyulan dereyi görmek mümkün değildi, oldukça derinde kalmıştı. Aşınmış lastiğinden ufak taşlar fırlatarak, dönemeçli dik yokuşu homurtuyla tırmanıyordu yaşlı araç. Zamanla toprak azalarak, yolun yüzeyi çakıl taşlı ve kayalık bir zemine büründü, sarsıntı çoğaldı. Sarp eğimli yamaçlar sık ve yüksek çam ağaçlarıyla kaplıydı. Yükseldikçe seyrekleşmeye, bodurlaşmaya başladı heybetli karaçamlar. Koyu renkli kasvetli ardıçlar çoğaldı. Ana sırta ulaşınca onlar da bitti, çayırlık, düz bir alan başladı…

Sırt çizgisini ortalayıp, iki yandaki yüksek ve derin vadileri izleyerek ilerlediler bir süre. Ormanın üst sınırı epeyce aşağılarda kalmıştı. Ağaçlıklı alanların içine sığınmış, uzak koyaklarda gizlenmiş dağınık orman köyleri seçiliyordu uzaktan. Damları göçmüş, duvarları yıkılmış çoban ağılları, çam ağacından oyma oluklarıyla çeşmeler, devrik ve dağınık taşlı Yörük mezarları vardı yolun kıyılarında. Çayırlık, ufak dereciklerle yarılmış, toprak akmıştı. Yaşlı, güngörmüş gevenler, üzerindeki kar örtüsünü henüz silkeleyen ıslak toprağa tutunmaya çalışıyor, irili ufaklı öbekleniyorlardı. Kardelenler, çiğdemler, dağ laleleri ve sarı kır çiçekleri, henüz soluk almaya, canlanmaya başlayan doğaya erken baharı fısıldıyordu. Sonra, koyu mavi gökyüzünde iri beyaz yığınlar halinde uçuşan bulutlar elle tutulacak kadar yakınlaştılar. Arada kalan son tümseği de aşınca beş yüz metre ileride, en yüksek noktada gördüler yangın gözetleme kulesini.

Yorgun araç, son bir gayretle bu yükseltiyi de tırmanıp binanın çevresini dolanarak merdivenin önünde durdu. Taş duvarları derzli, kireç badanalı, beton tabliyesi ile muhkem bir yapıydı. Pencereleri tahta kepenklerle kapatılmış, demir kapısında iri bir asma kilit asılıydı. Kardan, fırtınadan, çoban ve avcılardan zarar görmemişti. Az ileride tahta perde ile örülmüş helâsı vardı. Dışarıdan merdivenle çıkılan taraçasında telsiz anteni ve yıldırımsavar vardı.

Kuvvetli rüzgârdan korunmak için giysilerinin yakalarını kaldırıp araçtan indiler. Asma kilit paslanmıştı, yağladılar, kolayca açıldı. Ağır demir kapı gıcırdadı, içerisi karanlıktı. Mutfak tüplerini ve malzemelerini, un, makarna, pirinç, torbalarını, soğan ve patates çuvallarını indirdiler. Fransız üçlüsü mavzeri ve fişekliğini giriş kapısının ardındaki çiviye astılar. Telsizi, bataryayı özenle taşıdılar, kurdular, denediler. Seste hafif bir cızırtı olsa da fena değildi, görüşme sağlanabiliyordu. Çıplak, ahşap masanın üzerinde aşınmış orman haritaları, manyetolu bir telefon ve kalem kâğıt vardı. Transistorlu radyoyu onların yanına koydular. Nemli ve soğuk odanın ortasındaki teneke sobayı, geçen yıldan kalan kuru odunla tutuşturup çay pişirdiler, ısındılar…

Orman Şefi “kalkalım” dedi. Yangın gözetleme memurunu derin yalnızlığı ve ağır sorumluluğuyla baş başa bırakıp ayrılmak üzere, aracın yanına indiler. Bölge Şefi, şoförün yanına oturdu, torpido gözüne uzandı, düzgünce katlanmış bir Türk Bayrağı verdi ona. Araç döndü, yürüdü, sırt boyunca ilerledi. Uzaklaşırken dönüp baktılar, sevindiler, bulutlar eşliğinde çırpınarak uçuşuyordu bir kırmızılık. Yıl, 1983’tü, Nisan ayı sonlarıydı, öylesine bir gündü işte!

YORUM YAZ
BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Bu yorumlardan sorumlu değildir.
YORUM YAZ - YANGIN KULESİ VE BAYRAK
Tarık Barbaros Pilevne - Diğer Yazıları
Bütün Tarık Barbaros Pilevne Yazıları