etiler poyrazoğlu otomotiv
21 Temmuz 2018 Cumartesi

VADİM O KADAR YEŞİLDİ Kİ VE SOMA’NIN ARDINDAN… 

Tarık Barbaros Pilevne

17-05-2018

Siyah akar Zonguldağın deresi, / Yüz karası değil kömür karası, / Böyle kazanılır ekmek parası… (Orhan Veli Kanık) Dünya edebiyatının klasiklerinden olan eserin yazarı Richard Llewellyn’dir. Konusu, Ondokuzuncu yüzyıl İngiltere’sindeki bir madenci kasabasında geçer. İşgücünün henüz örgütlenmediği, kadın ve çocuk işçilerin ezildiği, kapitalizmin ve sanayi devriminin ilk yıllarıdır. Güç çalışma ve yaşama koşullarına rağmen, kendisine yabancılaşmamış ve değerlerini muhafaza edebilen geniş bir aileyi anlatır roman. Karizmatik bir insan olan baba, eşinin müthiş desteğine rağmen, ailedeki çözülmeyi bir türlü engelleyemez. Çocuklarının her biri çeşitli nedenlerle yuvadan ayrılır. Ancak bütün bunlar, müşfik ve güçlü babanın iş ve aile çevresindeki saygınlığını ve kendince tutarlılığını sürdürmesine engel değildir. Evde kalan küçük çocuğun anlatısıyla süren roman, ocaktaki bir grizu patlamasında babanın ölümüyle ve şu sözlerle sona erer: “Babam ölmedi, çünkü o ölecek babalardan değildi. Ben babamı ve o yılları hiç unutmadım. Vadim o zamanlar o kadar yeşildi ki…”

Armutçuk, Ereğli Kömür İşletmeleri’ne (EKİ) bağlı taş kömürü ocaklarından biridir. 1848 yılında başlayan ilk kömür ocağı işletmeciliği ile birlikte, bölgenin tümüne “Havza-i Fahmiye” denilirdi. Çevre köylerden toplanarak jandarma gözetiminde yalınayak ocaklara sevk edilen ameleler, “mükellefiyet” esaslarına göre, askerlikten muaf tutularak ve koğuşlarda yatıp kalkarak boğaz tokluğuna çalışırlardı. Çok sonraları, Bülent Ecevit’in Çalışma Bakanlığı döneminde çalışma koşulları düzenlenen ve sosyal güvenceye kavuşan maden işçileri, geçmişe oranla daha insani çalışma koşullarına sahip oldular.

1970’li yıllarda Zonguldak / Ereğli’deyim, mektup atmak için postaneye girdim. Bankoda iki yaşlı köylü daha var. Telaşlı ve endişeliler, telefon bağlatacaklar, dikkatimi çekti. O gün kömür ocaklarından birinde grizu patlaması olduğunu, köylerinden de bir kişinin öldüğünü, konuşma parçalarını bir araya getirerek anladım. Ölenlerin kimliğini ocak santralinden öğrenmek istiyorlar. Orada onların çocukları da çalışıyor, uzaklaşamadım. Gergin ve kısa bir beklemeden sonra, PTT görevlisi ahizeyi adamlardan birisine uzattı. Telefonda konuşan, bir anlık sessizlikten sonra gözlerini diğerine çevirdi, öylece kaldı. Karşısındaki her şeyi, hemen anladı. Evet, onun çocuğuydu. Tuhaftır, hiç konuşulmadı. Derin bir of çekti çelimsiz ihtiyar, köylü kasketini ak saçlarının üzerine kaldırdı. Yüzündeki, alnındaki çizgiler daha da derinleşti, sanki omuzları çöktü. Birkaç kişi kollarına girdi, sürükleyerek çıkardılar onu postaneden. Her şey aniden oldu, sanki hiç yaşanmamış gibi. Unutulmaya yüz tutmuş bir çocukluk anısı gibi. Farklı zaman ve mekân boyutunda, bir başka babanın dramı yaşandı o gün. Haşin dalgaların dövdüğü kayalık kıyılara açılan, sarp yamaçlarını geçilmez kayın ormanları saran Zonguldak kıyıları o kadar yeşildi ki! Aslında, yağmurla hüzünlenen, Ereğli akşamlarının gözyaşlarıydı, bulutlardan ağdı…

Zonguldak’ta, felaketin 4. yılında Soma’da ve diğer yerlerdeki maden ocaklarında yaşamlarını yitiren tüm canların ruhu şad olsun. İnsana ve emeğe saygı duyulacak günlere ulaşmak dileğiyle…

Yedi yüz metre derinlikte öylesine aç ki toprak,

Alır fazlasıyla verdiğini, alır karanlığınca aç ocak.

Ben, Güneşli’den Kadir, çok değil geçende gömdük.

Bitişik damarda dayıoğlu, daha geçende göçük!

Apansız gelir gaz, o kanlı yalım, lambanın şavkı dönende

Anacuklarım! Bil ki ölmüşüm, tavandan sarma düşende.

Yüreğime sığmaz sıkıntı, büyür. Elimde kumanya küçülür,

Lokmalar dizilir boğazıma, evdeki uşaklar düşünülür.

Gazdan, göçükten kurtulanda, koymaz ince hastalık, eririm.

Kara, gözümün akından gayri, kömürleşmiş ciğerim.

Ereğli’yi bilmem de, benim köyüm çok yoğsak.

Kasabada ev düzecem, emekliye bir varsak.

YORUM YAZ
BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Bu yorumlardan sorumlu değildir.
YORUM YAZ - VADİM O KADAR YEŞİLDİ Kİ VE SOMA’NIN ARDINDAN… 
Tarık Barbaros Pilevne - Diğer Yazıları
Bütün Tarık Barbaros Pilevne Yazıları