etiler poyrazoğlu otomotiv
19 Eylül 2018 Çarşamba

TROY, ZAFER VEYA HİÇ

Tarık Barbaros Pilevne

10-08-2017

Eşber, İskender’in fethetmeye çalıştığı Pencab’ın yiğit hükümdarıdır. İskender’e âşık olan kız kardeşi Sumru’nun teslim olma teklifini ölümle cezalandırır. Savaşı kaybeder, iade edilen kılıcının onuruyla intihar eder. İskender, nişanlısı Roksan’ı bir öfke anında atının ayakları altında çiğneyerek öldürmüştür. Yanında bilge Aristo, tarihçi Batlamyos ve generalleri vardır. Kan gölüne dönmüş, yakılmış, yıkılmış bir kent ve cesetlerle dolu bir savaş sahnesinin önünde cihangir imparator pişmanlıkla kendini sorgular: “Aristo bu nedir?” “Zafer veya hiç!”

Abdülhak Hamit’in “EŞBER” adlı tiyatro eseri bu satırlarla biter. Eşber’i kaç kişi okudu bilmem ama TROY filmi gişe rekorları kırdı. Böylece bizler de kendi coğrafyamıza gözlerimizi çevirdik. Antik kent Truva’yı, bu topraklarda yaşanan destansı bir öyküyü öğrendik. Tarihin büyük zafer olarak tanımladığı olayların gerçeğinde birer insanlık trajedisi olduğunu, mitolojik tanrıların, tanrı-kralların, yarı tanrı kahramanların, kralların, hükümdarların, firavunların; aç gözlü, bencil, yok edici ve saldırgan yaratıklar olduğunu anladık. En büyük filozofa, “zafer veya hiç” dedirten bu muazzam yıkımlar, büyük kıyımlar, onların güç ve iktidar hırsından kaynaklanan kanlı ve acılı şölenlerdi. İÖ 13. Yüzyılda Doğu Akdeniz, batıda Miken ve doğuda Hitit krallığıyla kontrol ediliyordu. Bu coğrafyanın kilit noktasında, Çanakkale Boğazı’nın girişinde, Troia vardı. Bu iki güç merkezi arasına sıkışan kent, olağanüstü konumuyla kralların iştahını kabartıyordu. İzmirli Homeros’un İLYADA’sı, zenginlik ve gücü arayan tutkulu ellerin parçalayıp yok ettiği bir kentin acıklı destanıdır: Büyük Tanrı Zeus, Deniz Tanrısı’nın kızı Thetis’e, Phtia Kralı Peleus’u eş olarak seçer. Ölümsüz bir tanrıçayla, bir ölümlünün Olympos’taki düğününe tüm tanrılar çağrılır. Nifak ve kavga tanrıçası Eris’e, bir tatsızlık çıkmasın diye haber verilmez. Buna kızan Eris, düğüne gelir ve üzerinde “en güzel’e” yazılı bir altın elma bırakarak kaybolur. Athena, Hera ve Afrodit elma için kavgaya tutuşurlar. Zeus, kararı Troia Kralı Priamos’un oğlu Paris’e bırakır. Tanrıça Hera, kendisini seçerse Asya krallığını verecektir. Athena ona, yiğitlik ve insanüstü bir akıl sözü verir. Afrodit ise, dünyanın en güzel kadınının sevgisini önerir. Paris, altın elmayı Afrodit’e verir. Afrodit de ona, Sparta kralı Menelaos’un karısı Güzel Helene’in aşkını sunar. Paris, Helene’yi Troia’ya kaçırır. Bu aşağılanmayı içine sindiremeyen Menelaos, Miken Kralı Agamemnon komutasındaki bir orduyla Troia kıyılarına iner. Agamemnon, Yunanistan’ın büyük kralıdır ve Menelaos’un ağabeyidir. Bu muhteşem donanmaya, Odysseus’un ısrarıyla Myrmidonlar denilen özel bir birliğe komuta eden özgür karakterli savaşçı, Akhilleus da katılır. O, Tanrıça Thetis’in bir ölümlüden olan oğludur. Annesi onu ölümsüzlük ırmağında yıkarken, sol topuğundan tutarak suya batırmıştır. Fakat tuttuğu yer ıslanmadığından, ancak topuğundan aldığı bir yarayla ölecektir. Bu, yalnızca anneyle oğlunun arasındaki bir sırdır.

Troia’nın en büyük güvencesi ise, kahraman prens Hektor’dur. Kardeşi Paris, Menelaos’la teke tek dövüşür ve yenilir. Sonraki günler acımasız savaşlarla geçer. İşe Oliymposlu tanrılar da karışır. Kimi Troialıları, kimi de Akhaları tutar, sonuç alınamaz. Bu kavgalardan birinde Patroklos’u öldüren Hektor, Akhilleus’un gazabını üzerine çeker. Patroklos, onun en yakın dostu ve yeğenidir. Daha önce Agamemnon’a kızıp savaştan çekilen ve tarafsız kalan Akhilleus, Patroklos’un intikamı için Troia surları önüne gelir ve Hektor’a meydan okur. Düelloyu kabul eden cesur Hektor, rakibinin insanüstü gücüne dayanamaz, yenilir ve öldürülür. Akhilleus, Hektor’un ölü bedenini savaş arabasının ardında sürükleyip ordugâhına getirir. Acılı baba Priamos, yanına aldığı hediyelerle bir gece gizlice ona gider ve oğlunun ölüsünü ister. Akhilleus, Hektor’un cansız bedenini babasına verir ve cenaze töreni için on günlük bir ateşkesi kabul eder. Hektor’un cenazesi büyük ve acılı bir törenle yakılır…

İlyada destanı burada biter ama TROY filmi devam eder: Troia halkı bir sabah, düşman donanmasının bulunduğu kıyıların boşaldığını görür. Sahile inenler birkaç ölü bedenle karşılaşınca, onların veba salgınından kaçtıklarını sanırlar. Bir de tahta at vardır kumsalda. Kocaman, devasa, tahtadan yapılmış bir at heykeli. Troialılar onu tanrıların bir armağanı sanarak şenliklerle kente getirir. Çılgınca eğlenir, bir zafer ve sarhoşluk gecesi yaşarlar. Oysa bu bir savaş hilesidir. Tahta atın içine gizlenen Yunanlılar, sabaha karşı kenti el geçirir, yakar-yıkar ve yağmalar. Akhilleus, Paris’in attığı bir okla topuğundan vurularak ölür. Ve tarihin en çok okunan destanı şöyle başlar ve sonsuza dek yankılanır: Şarkısını söyle bize, ey Tanrıça, Akhilleus’un korkunç öfkesini, Akhalara onca acı getiren ve güzel bedenleri köpeklere ve yırtıcı kuşlara yem olan yiğitlerin ruhlarını Hades’e yollayan. Böyle idi Zeus’un arzusu…

YORUM YAZ
BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Bu yorumlardan sorumlu değildir.
YORUM YAZ - TROY, ZAFER VEYA HİÇ
Tarık Barbaros Pilevne - Diğer Yazıları
Bütün Tarık Barbaros Pilevne Yazıları