etiler poyrazoğlu otomotiv
19 Eylül 2018 Çarşamba

SON OSMANLI

Tarık Barbaros Pilevne

19-10-2017

Yahya Kemal, altı yüzyıllık Türk şiiri zincirini Batı düşüncesine bağlayan son halkadır. (Orhan Hançerlioğlu)

Güçlü Osmanlı aristokrasisi, kendine özgü yaşam biçimi içinde bir seçkinler kültürü yaratmış, bu kültürün edebi yönünü ise Divan şiiri oluşturmuştu. Yahya Kemal Beyatlı, bu şiirin son temsilcisi, yaşamı ve sanatıyla Son Osmanlı’dır. Lord Kinross’un “Osmanlı Tarihi” adlı eserinde belirttiği gibi, başlangıçta Bizans – Selçuk devlet geleneklerini temel harcına katarak yükselen İmparatorluk, toprak kullanım sisteminin ve bağlı olarak vergi / ganimet düzeninin bozulmasıyla çöküntüye uğrar. Yönetimin halktan ve ülke sorunlarından kopuk, merkeziyetçi, çağı algılayamayan, durağan yapısı süreci hızlandırır ve Osmanlı halk katında şöyle tanımlanır: Şalvarı şaltak Osmanlı / Eğeri kaltak Osmanlı / Ekende yok biçende yok / Yiyende ortak Osmanlı

Dünya Muhteşem Sultan Süleyman’a da kalmaz ve zamanın öğütücü çarkları devranı, 19. yüzyılın ikinci yarısına ulaştırır. Çatırdayan yapısını Batıya karşı ayakta tutma savaşımı veren İmparatorluk, “İstanbul’un yangını, Anadolu’nun salgını, Rumeli’nin bozgunu” üçlemesiyle tanımlanan acı dolu yıllarını yaşamaktadır. Balkan topraklarında yaşayan ulusların milliyetçi başkaldırıları, ordularımızı yenilgiye uğratarak, Türk ve Müslüman unsurlar üzerinde genel bir çöküntü ve bozgun havası yaratmıştır. Yahya Kemal, 1884 yılının bu sancılı günlerinde, babası İbrahim Bey’in Üsküp’teki konağında dünyaya gelir: Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum; / Her lahza bir alev gibi hasretti duyduğum. / Mağlupken ordu, yaslı dururken bütün vatan, / Rüyama girdi her gece bir fatihane zan / Hicretlerin bakiyesi hicranlı duygular, / Mahzun hudutların ötesinden akan sular…

Hüzünlü sınırlarımızın ötesinde akan su, Tuna’dır. Tuna boylarına uzanan geniş Osmanlı coğrafyasında, insanımızın bir sonbahar yaprağı gibi savrulduğu göç yıllarının milyonlarca göçmeninden biri de “Hicret” şairi Kemalettin Kamu’dur: Gönüllerin gözyaşına boğulduğu bir anda / Bin bahçeli beldemizi yâd ellerde bıraktık / Gölgesinde barınacak tek ağacım yok artık / Bahçesinde bülbül öten baba evi elveda

Vefa lisesinden sonra Paris’te siyasal bilgiler okuyan Kemal, öğretim üyeliği, milletvekilliği ve büyükelçiliklerde bulundu. Madrit’te iken “Endülüs’te Raks”, Varşova’da ise “Kar Musikileri” adlı ölümsüz eserlerini yazdı. Yaban ellerde dahi “Kendi Gökkubbesi” altında yaşayan şair, vatan özlemini karlı ve soğuk Polonya gecelerinde şöyle şiirleştirdi: Bir erganun ahengi yayılmakta derinden / Duydumsa da zevk almadım İslav kederinden / Zihnim bu şehirden bu devirden çok uzakta / Tamburi Cemil Bey çalıyor eski plakta

“Mısra haysiyetimdir” ciddiyetiyle şiirinin yapısını özenle dokuyan şair, dil yeteneğini ustalıkla sergiledi. İstanbul Türkçesini zengin ve lirik bir tada ulaştırdı. Birçoğu bestelenen Yahya Kemal’in şiirleri, notaya gereksinme duyulmadan da bir musiki ritmine ulaşır: Körfezdeki dalgın suya bir bak göreceksin / Geçmiş gecelerden biri durmakta derinde / Mehtap iri güller ve senin en güzel aksin / Velhasıl o rüya duruyor yerli yerinde

Giyimi kuşamı ve davranışıyla gerçek bir beyefendidir, İstanbul soylularının son örneklerindendir. Bu dev cüsseli insan, hasımlarını düelloya davet edecek kadar şövalye ruhlu ve hantal görünümünden beklenmeyecek ölçüde duyguludur. Zengin bir hayal ve düşünce gücünün yansıdığı şiirlerinde, tarihsel kesitler ve belirgin bir İstanbul hayranlığı yer alır: Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul / Görmedim gezmediğim sevmediğim hiçbir yer / Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfince kurul / Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer

Zamanın İstanbul’u, günümüzün bin türlü sorunla yoğrulan, çarpıklıklar yumağı dev anakent değildir. O, Boğaziçi koylarının yeşilliklerine, gök mavisi çırpıntılı sularına, kentin tarihsel dokusuna hayrandır. İçerenköy’ün doyulmaz baharına sevdalı, Üsküdar’ın büyülü ve kömür kokulu akşamlarına vurgundur: Git bu mevsimde gurup vakti Cihangir’den bak / Bir zaman kendini karşındaki rüyaya bırak / Başkadır çünkü bu akşam bütün akşamlardan / Güneşin vehmi saraylar yaratır camlardan… “Rindlerin Ölümü” adlı dizeleri ise eşsizdir: Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde / Ömrü her dem buhurdan gibi yıllarca tüter / Ve serin serviler altında yatan kabrinde / Her seher bir gül açar her gece bir bülbül öter… Ruhun şad olsun Son Osmanlı, Koca Şair; dilerim başucunda her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter…

YORUM YAZ
BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Bu yorumlardan sorumlu değildir.
YORUM YAZ - SON OSMANLI
Tarık Barbaros Pilevne - Diğer Yazıları
Bütün Tarık Barbaros Pilevne Yazıları