etiler poyrazoğlu otomotiv
19 Eylül 2018 Çarşamba

PUL DEFTERİ

Tarık Barbaros Pilevne

12-10-2017

Emek’te, geniş cadde üzerindeki apartmanın zemin kat dairesine sıkça gider, bazen yatardı da orada; yaşıtı akraba çocuğuyla birlikte olurdu. Çalışma odasındaydılar; camlı dolaplardaki siyah kalın ciltli kitaplara bakıyordu. Bir süredir masanın üzerine eğilmiş olan sarışın, dinamik görünümlü adam amcasıydı; tarihçiydi, bilgin adamdı. Üzerinde vişneçürüğü bir robdöşambr vardı; sarı - kırmızı çizgili yün kuşağının uçlarında yaldızlı püsküller… Çağırdı; ağır albümlerden ayırdığı bir miktar pulu, parmağının ucuyla masanın camının üzerinde kaydırıp ona doğru uzattı, gülümsedi. O gülerken mavi gözleri çakmak çakmak yanar, çehresi ışıldardı. İlkokul çağlarındaydı; bir zarf bulup içine koydu pullarını, evine götürdü. Tek tek inceledi. İçlerinde Osmanlı tuğralı, Eski Türkçe damga pulları; oturan bir bozkurdun yanında örs’e çekiç salan kaslı gövdesi çıplak “Demirci” vardı. Milli Müdafaa Pulu, Tayyare Pulu, Kızılay, Yeşilay pulları, verem ve sıtma mücadeleleri anısına basılmış pullar… Sonra ören yerleri, tarihi eserler, Cumhuriyet yapıları, sanayi tesisleri ve şehirler; zamanın bir pul karesine sığabilen alçakgönüllü Anadolu kentleri; mor, yeşil, kahverengi ve silik tonlarda idiler. Ankara’yı simgeleyen fotoğrafta Kale’nin silueti vardı mesela; Yozgat ve Çorum’un saat kuleleri… Cumhuriyet, değerlerini oluşturmaya; Devlet, tarihini ve kültürünü tanıtmaya; Türkiye kendini ifade etmeye çalışıyordu. Çok çeşitli Atatürk pulları, Osmanlı ve Cumhuriyet aydınları, düşünürleri, devlet adamları…

Yabancı devletlerin pulları da vardı içlerinde. İran pullarında Şah’ın ve ailesinin resimleri, İngilizlerinkinde Kraliçenin silueti oluyordu. Fransız ve İspanyol pulları ise birer tablo gibiydi; sanat eseriydiler. Nederland’ın Hollanda, Helvetia’nın İsviçre olduğunu öğrendi bu arada. USA pullarında kibrin ve özgüvenin yansıması vardı sanki. Çeşitli görünümleriyle Özgürlük Heykelini, Vashington’u, Jefferson’u ve Einstein’i tanıdı onlarda. Alman pulları ise “Büyük Savaş” sonrası ezikliğinde, küçük boyutlu birer “Deutsche Bundespost” idiler. Daha çok Adenauer; şatolar, sakallı yazarlar ve peruklu müzisyenler; hepsi o sarı zarfın içindeydiler…

Evrende ve Ankara’da zaman ilerliyordu. Hacettepe eteklerindeki ahşap evden buraya taşınalı çok olmamıştı. Orta halli bir memur ailesini barındıran, küçük ve rutubetli bir yarım daireydi yeni evleri. Cebeci’deki okulundan uzaklaşmıştı, “paso”su vardı, troleybüsle gidiyordu artık. O kadar ağırdı ki, yol boyunca tüm dükkânların tabelalarını ezberlemişti. Çocuk içtenliği ve yalınlığıyla apartmandaki yaşıtlarıyla hemen arkadaş olmuştu. Üst katlarda oturan iki kardeş, Diş Hekiminin çocuklarıydı; varlıklıydılar, bisikletleri vardı. Öğleden sonraları bahçede, ekmek arasına kıstırılmış kocaman peynir dilimleri yerlerdi. Koleje gidiyorlardı ve lacivert kruvaze ceketlerinde yaldızlı armaları vardı. Büyük kardeş daha dostça, sakin ve güler yüzlüydü. Bisikletinin selesinde sokak aralarında gezdiriyordu onu, akasya kokulu yaz akşamlarında…

Bodrum kattaki evin camlarına bir sonbahar akşamının hüznü çöküyordu. Gece karanlıktı, cama vuran yağmur tanelerinin süzülerek akışını izliyordu pencereden. Bahçe duvarının bir köşesinde çürümüş yaprak, ot-çöp yığını vardı. Kapıcı, zaman zaman toplar, yakardı onları. Apartman kapısından çıkanı gördü, küçük kardeşi; elindeki kitap veya defter gibi bir şeyi oraya attı ve yürüdü, bakkala gidiyordu. Neydi acaba? Çıkıp bakmak istiyordu ama ya bir gören olursa! Bekledi, usulca dışarı çıktı, yığının üstüne eğildi, baktı. Çürük kokuları genzini yaktı önce ve onu gördü; bir pul defteriydi. Duraksadı bir an, sonra çekinerek aldı, göğsüne bastırdı, hızlıca evine döndü…

Silmiş, temizlemiş, onarmış ve pullarını özenle yerleştirmişti; artık bir pul defteri vardı! Pul toplama alışkanlığı sonraki yıllarda da devam etti ve o akşamın ezikliğini, mahcubiyetini anımsatan bu aşınmış kahverengi ciltli pul defterini uzun yıllar yenileyemedi. Oysa artık çalışıyor, para kazanıyordu. Bir akşam iş çıkışı uğradığı kitapevinden iki tane güzel pul albümü aldı; biri kırmızı, diğeri maviydi. Kaldığı yerde birer birer yerleştirdi pullarını yeni albümlere; güzel olmuştu, beğendi. Yine de eskisini çöpe atarken hüzünlüydü, bir şeylerden ayrılır gibiydi…

Elindeki pulların değerini de öğrenmek istiyordu; beki de içlerinde hayatını değiştirecek bir tanesi vardı! Bulvarın arka sokaklarında, İzmir Caddesinde pulcular vardı; girdi, uzattı. Kanıksamış ve isteksiz karıştırdı sayfaları, bankonun ardındaki adam. Sonra albümlerin önüne arkasına baktı ve “içindeki pullardan daha değerliler” dedi. Gülümsedi, O’nun için bu da iyi bir şeydi…

YORUM YAZ
BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Bu yorumlardan sorumlu değildir.
YORUM YAZ - PUL DEFTERİ
Tarık Barbaros Pilevne - Diğer Yazıları
Bütün Tarık Barbaros Pilevne Yazıları