etiler poyrazoğlu otomotiv
19 Temmuz 2018 Perşembe

PEHLİVAN TEFRİKASI

Tarık Barbaros Pilevne

18-06-2018

Pehlivanlar cümle libastan soyunmuş üryan idiler

Her biri aşikâr etmişti zamirin / Gök kubbe sıcaktı ve kan kokuyordu

Encam, tavı gelmişti demirin… (Tebahhur Suresi / Nazım Hikmet)

Günlük hayatta uzun süren, bıktırıcı ve bayıltıcı anlatımlar için kullanılırdı; “pehlivan tefrikası gibi uzatmak” deyimi... Pehlivan tefrikaları, eski Akşam gazetesinde ve daha sonraları Tercüman gazetesinde yayınlanırdı; “Eski Bir Pehlivan” imzasıyla… Koca Yusuf’ların, Filiz Nurullah’ların, Kurtdereli Mehmet’lerin, Adalı Halil’lerin, Tekirdağlı Hüseyin Pehlivan’ların güreşleri, en ince ayrıntılarına dek ve tatlı bir üslupla anlatılırdı. Bu gün kapışan iki pehlivan, on üç gün sonraki bölümde yenişebilirdi ancak…

Bizler, bu kuvvet ilahlarının öyküleri ile büyüdük. Pehlivanların siyah beyaz fotoğraflarını anımsıyorum stüdyolarda çekilmiş; Hayat mecmuasının orta sayfasında ve kahverengi bir fonda. Birbirlerine elense çekmiş, boyunları muskalı, ıslak taralı saçları, uçları sivri ve kıvrık bıyıkları ile... Kispetlerinden taşan tombul ve dev cüsselerine karşın; saf, çocuksu ve aydınlık yüzlü idiler. Hani, Nazım’ın bir şiiri vardır, kendisini yargılayan mahkeme heyetini anlatır:

Hiçbirinin yüzü aklımda değil şimdi,

Hâlbuki kaç kere karşıma geçip dizildiler.

Duvar saatleri gibi kibirli,

Kelepçe, zincir filan gibi hazindiler.

Bir tek kaygıları vardı hakkımda hüküm okunurken,

Heybetli olmak,

Değildiler!

Başpehlivanlar ise, olduklarınca heybetliydiler...

Balıkesirli olan Kurtdereli dışında, Balkanlı / Deliormanlıydılar. Kırkpınar, birbirleriyle güreşe tutuşan kırk yiğidin yenişemeyip çatlayıp öldükleri yerdi. Söylenceye göre, her biri için bir pınar fışkırmıştı çayırdan. Eski Kırkpınar Sarayiçi’nde değil, Balkanlar’da bir yerlerdeydi...

Başpehlivanlığı elinde tutan Kel Aliço; kendisine çatan olmadığından, soyunmadan, güreşmeden, Başpehlivanlık ödülü ile ayrılırdı er meydanından. Bu acımasız ve sert güreş ustasına hiçbir yiğit meydan okuyamadı uzun zaman. Ta ki, kara yağız bir genç, o yıl çayırın kenarına bağdaş kurup oturana dek. Kimselerin tanımadığı bu delikanlı, desteye / ayağa güreşecekti her hal. Oysa orta ve büyükorta güreşleri başlamıştı. Cazgırın dikkatini çekti, yaklaştı:

“Pehlivan, sen ne zaman soyunacaksın?”

“Ben sıramı beklerim Ağam.”

“Bre sıran ne zaman gelecek, neredeyse başaltı başlayacak!”

Başaltı güreşleri biterken soyunup yağlanmaya başladı genç adam. Çevredekiler, “aklından zoru mu var” dercesine bakındılar, bazıları acındılar. O yıl yine rakipsiz olacağını sanan Kel Aliço, hınçla çıktı meydana; haddini bildirecek, çayırı dar edecek, kan kusturacaktı bu kendini bilmeze. Güreş başladı, saatler geçti, gün akşama döndü. Aralarında büyük yaş farkı olan iki yaman pehlivan yenişemiyordu bir türlü. Müthiş bir güreşti bu, hiç kimse yerinden ayrılamıyordu. Lakin er meydanına inen karanlık, müsabakayı olanaksız kılıyordu. Kel Aliço bağırdı: “Bre yakın çırağları, bu yiğitle kozumuzu pay edelim!”

Sonunda efsanevi Başpehlivan Aliço Ağa yoruldu, güreşi bırakıp bu acar rakibinin sırtını sıvazladı, yenilmeden pes etti. Diğeri ustanın elini öpüp karşısında saygıyla el bağladı. Genç adamın namı, Kara Ahmet’ti. Daha sonraları Avrupa’da, Amerika’da fırtınalar estirdi. Yabancılara “Türk gibi kuvvetli” deyimini öğretti ve “Cihan Şampiyonu” oldu…

YORUM YAZ
BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Bu yorumlardan sorumlu değildir.
YORUM YAZ - PEHLİVAN TEFRİKASI
Tarık Barbaros Pilevne - Diğer Yazıları
Bütün Tarık Barbaros Pilevne Yazıları