etiler poyrazoğlu otomotiv
19 Temmuz 2018 Perşembe

KERTİKTE UYUMAK

Tarık Barbaros Pilevne

05-10-2017

Kitaplarımı karıştırırken elime geçti, yitirdiğimden korkuyordum. 30 yıl kadar önce hurdaya çıkan bir arşivin tozlu raflarında rastlamış ve saklamıştım. Üçüncü hamur kâğıda 1954 yılında basılmış, yüz sayfalık basit bir kitapçık: “Yanan Ormanlarda 50 Gün / Yaşar Kemal” Cumhuriyet Gazetesindeki röportaj dizisi, Türkiye Ormancılar Cemiyeti’nce yayımlanmıştı. İnce Memet henüz ortada yoktu ve Yaşar Kemal Göğceli, romanları 28 dile çevrilmiş dünya çapında bir yazar değildi. Kitabın önsözünde şöyle yazıyor: “Yaşar Kemal sadece bir gazeteci değildir. Aynı zamanda kavrayıcı ve sürükleyici bir üslup sahibidir. Gerçekleri yerinde ve olduğu gibi yakalayabilmek için meşakkatleri göze almıştır. Yolculuk, otomobille değil, bozuk kara yollarından, patikalardan, kâh at sırtında, kâh yayan, kayalıkları tırmanarak yapılmıştır.”

Yazar, 50 yıl öncesinde, Antalya, Muğla, Isparta, Aydın ve İzmir illerinin, Torosların doruklarında yer alan orman köylerini gezer. Yokluğun, eğitimsizliğin koyu karanlığındaki orman köylüsünün ve çaresizliğin, bezginliğin pençesinde kıvranan Ormancının kaderini paylaşır. Açlığa mahkûm insanların günü kurtarabilmek amacıyla ormandan açtıkları tarlalarda yatan çamların sessiz feryadını işitir. Birkaç yıllığına, bire üç mahsul alabilmek adına yakılan ormanların dumanını solur. Dağların puslu koyaklarında yankılanan acı haykırışı duyar: “Ormanı bizden değil, bizi ormandan kurtarın!”

Elinde tırmık orman yangınlarına girer, Yörüklerin kıl çadırlarında yatar, Ormancıların kumanyalarını paylaşır, şafakla yollara düşer. Okuduklarınıza inanamazsınız! Çok değil elli yıl önce, Türkiye’nin batısındaki bunca yoksulluğu anlayamazsınız:

Ali Gülmez konuşkan, akıllı adam: “Bizim durumumuzu olduğu gibi tespit ettin. Biz başka yerlere bakasıya cennetlik sayılırız. Bir de Zerk’i gör. Isparta’nın Sütlüce bucağı köylüklerini gör. Gör de Düzağaç köyü İstanbul’muş, onlara bak, de”

Dedik ki; İnsaf et bre Ali Gülmez. Bu sizin köylerden de...

“Ben geçen yıl Zerk’e gittim. Kara Hüseyin’in evinde yattım. Ben de kertikte yattım onlar da... Bir hafta kaldım köyde. Bütün köy kertikte yatıyor.”

Bu kertik dediğin de ne, Ali Gülmez?

“Uzun kalın bir çam ağacını alırlar. Kabuğunu soyarlar, sonra o ağaçta kaç kişi yatacaksa, o kadar baş koyacak yeri oyarlar. Yani bir koca çam ağacı ailede kaç kişi varsa, onlara yastık olur. Altlarına bir kıl çul serip, üstlerine bir kıl çul örterler, başlarını kertiğe koyup uyurlar. Kara Hüseyin‘in evindeki dedesinden kalmış, kertikleri yağ bağlamıştı. Yeni ağaç kertikleri iyi olmazmış. Adam başını koyunca batar gibi olurmuş. Hâlbuki eskiler yağlanmış, kuş tüyü gibi rahatmış.”

Bugünü planlayabilmek için dünü bilmeli, insanımızın tarih içindeki yolculuğunu anlamalıyız. Ülkenin içinde bulunduğu olumsuzlukları hepimiz biliyoruz. Buna rağmen her oluşumu yok sayarak, her şeyi inkâr ederek bir yere varamayız. Entelektüel muhabbetlerin kısır döngüsünü aşmalı, vatan yapısına bir taş koyabilmenin sorumluluğunu hepimiz duymalıyız. Geçmişi ve geleceği doğru yorumlayabilmek için, ağaç kertiğinde yatanları da bilmeliyiz.

YORUM YAZ
BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Bu yorumlardan sorumlu değildir.
YORUM YAZ - KERTİKTE UYUMAK
Tarık Barbaros Pilevne - Diğer Yazıları
Bütün Tarık Barbaros Pilevne Yazıları