poyrazoğlu otomotiv etiler
19 Aralık 2018 Çarşamba

İNTERNET VEYA ZAMANIN RUHU - 1

Tarık Barbaros Pilevne

20-09-2018

Günde iki milyon kişi Facebook’a giriyor. Babam sağ olsa; “Abdest yok namaz yok, bu işlerle uğraşıyorlar” der ve kıskıs gülerdi…

“Dünyayı daha şeffaf hale getirmeye çalışıyorum.” diyor kendi face sayfasında. Picasso’nun sevdiğim bir sözünü de yine profiline almış: “Bütün çocuklar sanatçıdır; zor olan büyüyünce de öyle kalabilmektir.” Mark Zuckerberg; hani şu 33 yaşındaki çocuk yüzlü dahi adam. Facebook’un kurucusu; kendisini sahibi ve CEO’su olarak tanımlıyor. Massachusetts, Cambridge, Exeter gibi üniversitelerde geçmişi var; geçenlerde Harvard öğrenimini tamamladı, fahri doktora unvanı verildi ve öğrenciliğinde kaldığı yurt odasından canlı yayın yaptı…

"Özgürlük, açıklık ve küresel birlikteliğin gücüne karşı; izolasyoncu, milliyetçi, otoriter güçler… Bizim zamanımızın mücadelesi bu!" diyor. Ülkedeki siyaset uzmanları, "ABD Başkanlığı" için yarışabileceği yorumunu yapıyor. Newyorklu Yahudi kökenli bir ailenin çocuğu ama Ateizm ile Budizm arasında gidip geliyor...

Birey-Toplum ilişkilerinin yeniden değerlendirilmesi gereken bir süreci yaşıyoruz. İnternet ile evlerimize, iş yerlerimize giren dış dünyayı, bizlere sunulduğu boyutlarda ve çerçevede izliyoruz. Mekanik, duygulardan arınmış bir yaşam tarzını denemeye başladık…

Sansür edilemeyen kısıtlanamayan bu muhteşem iletişim ağı, “küreselleşme” denilen kavrama geniş ufuklar açıyor. Bilgi, kültür, düşünce, ideoloji akışı ve her türlü saydamlaşmaya olanak sağlıyor, bilgi çağının kapılarını zorluyor. Karşılığında ise birçok insancıl duyguyu alıyor, yaşamın gerçek boyutlarını örtüyor, romantizmi yok edip, sunduğu teknolojinin bedelini acımasızca ödetiyor yeni kuşaklara. Mekanik, duygulardan arınmış bir yaşam tarzını denemeye başladık…

Nisan yağmurlarını, çöküp peynir ekmek yenilen bir taşı, esen yeli, uçan kuşu, çimen kokusunu, tabaktaki bir parça bulutu, kadehteki gökyüzünü ıskalayan gençlik için üzülüyorum. Defalarca karalanan, gözyaşlarıyla ıslatılan ilk aşk mektuplarının yerini, chat yapmalar tutabilir mi? Sevgiliye sunulan bir kırmızı gülün etkisini, emojiler sağlar mı ki? Sibernetik denilen bilim dalı, ne kadarını açıklayabilir bu duyguların? Platonik aşkların karasevdalarını yaşayanlar iyisini bilir, mürekkep disketlerden daha etkiliydi o yıllarda. Lakin sevgiliye verilemeyen mektuplar sarardı soldu, yarım kalan şiirler tamamlanamadı. Duygular ise o günkü tazeliğini korumakta…

Mektuplaşmak ciddi bir sanat dalıydı gerçekten ve toplumun belleğiydi. Ben dedemin, öğrenciyken babama yazdığı mektubu saklıyorum: “Oğlum, harçlığını idareli kullan, buğdayın dolusu bilmem kaç kuruş oldu...” Babam da, yedek subay olarak bulunduğu İstanbul’dan, bisiklet lastiği satın alıp göndermesini isteyen Sarayköy’deki ağabeyine, bunun güçlüğünü ve imkânsızlığını anlatıyor bir mektubunda. (2. Dünya savaşında bisiklet lastiğinin karneye bağlandığı anlaşılıyor ve kişinin oturduğu yerin yerel yönetiminden belge istenmekte.)

“Anneme mektup yazacağım, / çayım demlene dursun mutfakta” diyordu, 22 yaşında aramızdan ayrılan Rüştü Onur. Gönül gözüyle gören, kalpten kalbe yazışan içli ozan Veysel ise: “Yeni mektup aldım gül yüzlü yardan / Gözletme yolları gel deyi yazmış / Sivralan köyünden bizim diyardan / Dağlar mor menevşe gül deyi yazmış”

70’li yıllarda Erzurum’da memur/öğrenci iken, sık olmasa da Kdz. Ereğli’deki ailemi telefonla aradığım oluyordu. Erdemir lojmanında oturuyordu bizimkiler ve apartmanda yalnızca bir komşumuzun evinde cihaz vardı, kolay değildi. Bütün görüşmeler PTT’ye “Yıldırım” yazdırılırdı zaten; 24 saat filan sonra, (kaydı unuturdunuz çoğunlukla) şanslıysanız ve o anda telefonlu bir yerdeyseniz santral memuresi telaşlı sesiyle; “ayrılmayın, bağlıyorum” der ve beklenmedik anda hattı bağlayıverirdi. Artık bundan sonrası sizin ve karşı tarafın maharetine ve çabasına kalmıştı. Görüşmeyi sürdürmek ve tamamlamak her zaman mümkün olmazdı. Havada saika olabilirdi! Benimle görüşmek için komşuya çıkarken bağlantı kesilince, annemin merdivenlere oturup uzun uzun ağladığını öğrenmiştim daha sonra. Oysa geçtiğimiz yıllarda ABD’deki torunumla her gün ve her saat; Face’den ve Messenger’den görüntülü ve bedelsiz görüşebiliyordum. Son yıllarda iletişim teknolojisindeki bu baş döndürücü gelişme, gerçekten dünyayı “ortak evimiz” haline getirdi. Yaşamın diğer alanlarını da etkileyen bu olgu, insanların her boyutta; ülke içi ve sınırlarötesi iletişimini, bağlantısını sağladı… (Devam Edecek)

YORUM YAZ
BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Bu yorumlardan sorumlu değildir.
YORUM YAZ - İNTERNET VEYA ZAMANIN RUHU - 1
Tarık Barbaros Pilevne - Diğer Yazıları
Bütün Tarık Barbaros Pilevne Yazıları