etiler poyrazoğlu otomotiv
19 Eylül 2018 Çarşamba

İNSAN VE ÇEVRE

Tarık Barbaros Pilevne

07-12-2017

“Beyaz Adam geldiğinde elinde İncili, bizimse topraklarımız vardı, birlikte kiliseler inşa ettik. Sonra gözlerimizi kapatıp Tanrıya birlikte dua etmemizi istedi. Gözümüzü açtığımızda onların elinde silah, bizim elimizde İncil vardı, topraklarımızsa artık beyaz adamındı.” / Kenya’nın ilk Devlet Başkanı Jomo Kenyatta

Eski Yunan ve Roma tanrıları; ırmak, deniz, toprak, fırtına, güneş, ateş, sel, deprem gibi doğa olaylarından kaynaklanıyor ve onları temsil ediyorlardı. Doğa güçleri ve insanlar arasındaki bu çekişmede insan giderek güçlendi ve tanrıların egemenliğinden kurtuldu. Galip insan kendi eksenini oluşturdu ve mitolojik tanrılar gibi, gücünü, zevkini, bencilliğini artıran bir yaşam tarzı benimsedi. Sonuçta onlar gibi yok edici, saldırgan, aç gözlü ve bencil oldu.

Sokrates ve Platon idealistlerdi. Geliştirdikleri düşüncede Tanrı ve ahiret hayatına inanıyorlar, “idealar” dünyasında yaşıyorlardı. Sokrates; İ.Ö. 399 yılında devletin tanrılarını tanımadığı ve gençlerin düşüncelerini bozduğu için yargılanarak ölüme mahkûm edildi. İnfaz, baldıran otu ile zehirleme yöntemiyle gerçekleştirildi. Platon’un öğrencisi Aristoteles ise, ruhu bir yana koyup aklı esas alan rasyonalizm’in kurucusu oldu. Doğayı salt insana hizmet edecek bir unsur olarak görmenin yanında, köleliği savunan, kadını aşağılayan düşünceleri kendinden sonraki çağları da etkiledi. Bütün bunların yanında Aristoteles, kavramlara bir düzen ve sistematik getirerek mantığın ve bilimin temel yaklaşımlarını sağlayan bir önderdi. Kaynağını Eski Yunan’dan alan Roma düşüncesi ve hukuku, maddeci bir yapıya sahipti. Uygulanışı ise bir zulüm makinesi olarak ortaya çıktı. Hıristiyanlık, Roma emperyalizminin bu baskıcı tavrına karşı geliştiyse de, sonraları sömürgeci Batı’nın sosyal düzeni olarak ortaya çıktı. Ortaçağ boyunca zorba derebeyleri ile kilise kol kola yürüdü. Engizisyon mahkemelerinde 300.000 insan katledildi. İnsanlar içlerindeki şeytanı çıkarmak için yakıldı, cennetin anahtarları satıldı. Evlenen genç kızların ilk gece haklarına sahip olan; senyörler, lort’lar ve kont’lar, yönetimlerindeki yarı aç ve topraksız köylüler üzerinde kesin egemenlerdi.

Tarihsel süreçte Rönesans ve Reformu yaşayan Batı’da, Leonardo ve Michael Angelo önderliğindeki sanatçılar insanı ve doğayı tanımlamaya, ifade etmeye başladılar. Avrupa insanının yaratıcılık ve öğrenme duyguları gelişti. Kepler, Galile, Bacon, Descartes ve Newton gibi bilim adamları tarafından temelleri atılan bilimsel metotlar, 17. yüzyılda İngiltere de meyvelerini vererek, sanayi devrimini başlattı. Bu çağda üretim sürecine bilinçli olarak uygulanmaya başlayan bilim, yeni imalat yöntemleri ve otomasyonu da beraberinde getirdi. Yeni sosyal sınıflar ortaya çıktı, ekonomik temele dayalı kavramlar gelişti. Senyörler ve serfler yerlerini, burjuva ve proletarya gibi sınıflara bıraktı.

Bilimi, yeni ekonomik sistemi oluşturan kapitalizmi ve onun evrensel boyuttaki yansıması olan emperyalizmi arkasına alan Avrupalı; Asya, Afrika, Avustralya ve Amerika kıtalarının kaynaklarını ele geçirme, kendilerine göre vahşi yaratıklar olan doğa halklarını yenme, köle etme hırsıyla ve doymak bilmez bir açlıkla saldırdı. Tıpkı eski Yunan tanrılarına benziyorlardı. Onlar gibi bencil, sevgisiz, israfçı ve sömürgendiler. Daha çok üretmek ve tüketmek açlığında olan emperyalizm, hammadde istiyordu. Bu da yeni ülkeler demekti. Onlar, buharlı gemileriyle yeni ülkelere gittiler, yanlarında Roma Hukuk Sistemi, misyonerlik dünya görüşü ve ateşli, gürleyen, korkunç silahları vardı. Onlar Colomb’ların, Dias’ların, Cortes’lerin çocuklarıydı...

YORUM YAZ
BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Bu yorumlardan sorumlu değildir.
YORUM YAZ - İNSAN VE ÇEVRE
Tarık Barbaros Pilevne - Diğer Yazıları
Bütün Tarık Barbaros Pilevne Yazıları