etiler poyrazoğlu otomotiv
19 Eylül 2018 Çarşamba

FERAYİ

Tarık Barbaros Pilevne

07-12-2016

Onlar bizim coğrafyamızdan, yöremizden, komşu illerimizden. Onları siz de tanıyorsunuz, yıllardır türkülerini, ezgilerini dinliyorsunuz. Kınalı kekliklerin, taze kuzucukların acıklı yaşam öyküleridir gerçeğinde bu türküler. Beyağaç’ın Kapuz köyünden Durmuş’un favorisiydi, sizlerle yâd edeceğimiz bu türkü. Düğün dernekte çalıp söyleyen bir yerel sanatçıydı Durmuş. Yer sofrasında iki kadeh çekip, ahşap köy odasının bir köşesine bağdaş kurar, cümbüşünü düzenleyip; “Şu Köyceğiz yolları, kaldır Hatçem kolları” ile başlardı. Gece boyu bıkmadan yorulmadan çalar, söyler, nafakasını çıkarırdı. Söylemesi ayıp, en çok bahşişi ben verdiğim için de, çoğunlukla benim sevdiklerime yer verir, finali mutlaka Ümmü türküsüyle yapardı.

Çaya da düştü dutamadım kolunu

Uzak da gitti bilemedim yolunu

Güzel de Mevla’m kısmet etmiş ölümü

Akmayası çaylar nerelere koydun Ümmü’mü

Suna boylumu yârimi

Ümmü kız da, türküsü de paylaşılamıyor Anadolu’da. Afyon’dan Eskişehir’e, Muğla’dan Denizli’ye ve Manisa’ya kadar birçok yöre kendisine mal ediyor. Gerçek olan şu ki, bahtsız Ümmü gelin olup düğün alayı ile giderken, çaya düşmüş ve boğulmuş. Belki Dalaman çayında, belki Gediz’de veya Menderes’te…

Söylendiği hemen her yerde türkünün öyküsü aşağı yukarı şöyledir:

Güzel Ümmü’nün köyde talibi çoktur; ama onun gönlü Ahmet’tedir. Halden bilmez babası ise kızını çayın öte yakasındaki köyün ağasının oğluna verir. Ümmü ak gelinlikleri giyer ama gönlü karalar bağlar. Düğün günü gelir çatar. Gelin ata bindirilip güveyin köyüne doğru yola çıkarılır. Köprüye gelindiğinde olanlar olur! Bir kuş havalanır da at mı ürker, yoksa bu zorlama evliliği kabul edemeyen gelin köprüden mi atlar bilinmez! Düğün alayını uzaktan izleyen Ahmet suya dalar ve suyun üzerinde kalan gelinlik bürgüsüne doğru kulaç atar. Derin girdaplarla azgın sularla mücadele edip dalar çıkar, çabalar. Sonunda Ümmü kızı yutan sulardan kendi canını da zor kurtarır. Kınalı gelin gitti gider! Ahlar vahlar geçince, Ümmü’nün babası bu işi Ahmet’ten bilir. Kadıya, “Kızımı suya Ahmet itti.” der. Tutuklanan Ahmet asılacağına değil, yitirdiği nazlı gülüne yanmaktadır. Bir gece hücresinin demir parmaklıkları önünde, derin acısını bu türküyle haykırır yıldızlara karşı. İşe bakın ki, o pencere Kadı Efendi’nin evine bakmaktadır Bu içten sese kulak veren Kadı, Ahmet’in suçsuz olduğuna kanaat getirir ve onu salıverir.

Ümmü gelinin narin bedenini ve onun küçücük genç kız umutlarını yutan, örten, beleyen sular, bugün de her neredeyse akmakta devam ediyor. Akan bir suda bir kez yıkanabilirsiniz, demişti Heraklit. “Değişmeyen tek şey değişikliktir” ilkesinden yola çıkarak. Anadolu’da değişmeyen ise, kızlarımızın yaşamadan ölmeleriydi.

Cemile, Emirdağ’ın Pörnek köyünden, diğer adı ile Yaşar. Hani şu karakolda doğru söyleyip mahkemede şaşan, Yaşar. Öksüz Cemile’yi köyün varsılına verir yakınları. Oysa onun gönlü Şahin’dedir, bir gece kaçar sevdiğine. Diğer taraf boş durmaz, artan baskılarla ifadesini değiştirir zavallı, zorla kaçırıldığını söyleyerek yiğidin başını yakar:

Ben giderim oduna, Şahan derler adıma.

Otuz gün doyamadım, Cemile’nin tadına.

Mahkemenin salonda, istidası elinde

Kendi gidip adı kalan, koca köyün dilinde.

Yalan mıyım Yaşar, / Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar.

Yandıyıdım sana, / Cebrile getirdi dedin, mahkemede bana.

Emirdağ’da, yıllar önce, toprak damlı evinin önünden geçerken gösterdiler bana. Aracı durdurup indim. Koca kapının eşiğinde oturuyordu, elini öptüm. Yüzü kırışıklıklarla doluydu, anlamsız ve ifadesiz bakışlardaydı bulut gözleri. Koca ilçenin altını üstüne getiren dilber sanki o değildi!

Şadiye kız, Uşak / Banaz / Yazıtepe köyündendir. Hani şu, On yedi Benli Şadiye! Bunca benlerini kim saymış, nasıl bilmiş ise? Şadiye köyünde biriyle evlendirilir. Fakat o, altı aylık çocuğunu ve kocasını terk ederek, önceden gönül verdiği komşusunun oğlu ile kaçar. Şadiye’nin kocasının yakınları bu yasak aşkı affetmez, sevgilisini vurup öldürür, cesedini de yakar, ortadan kaldırırlar. Bu acıklı sevdadan geriye yanık bir türkü kalır, bir de bahtsız ve kederli Şadiye. Yakın zamana kadar yaşıyordu köyünde:

Ay bulutta bulutta, / Mendilim kaldı dutta.

Geleceksen gel gayri, / On yedi benli Şadiye'm,
Daha Gönlüm Umutta.

Ferayi ise Muğla / Gökova’dan bir Yörük / Türkmen kızı. Sevdiğine verilmeyince, çeyizini katarlamış mayaya, kavil yerini bulmuş. Ancak, aşığıyla kaçamadan ağabeyince durdurulup bıçaklanıp öldürülmüş Ferayi!

Ferayi’dir kızın adı Ferayi,

Yar yandım aman, esmer yârim de / Aman da Ferayi,

Türkmen kızı katarlamış mayayı,

Yar yandım aman, esmer yârim de / Aman da mayayı…

Çukurova’nın Ezo Gelin’ini de katabilirsiniz bu bahtsızlar kervanına. Anadolu kadını, yıllarca itildi, kakıldı. Ona bir eşya gözü ile bakıldı. Tarlalara koşuldu, başlık parasına satıldı. Kaçırıldı, samanlıklarda yatıldı. Dengine varamadı, bir yar sevdi el aldı. Karayağız genç oğlan yine gönlün olmadı. Hoşgörüsüzlüğün ötesinde, yoksulluğun eğitimsizliğin ve çaresizliğin koyu karanlığında dillere düştü. İlkel ahlak anlayışı, töreler ve gelenekler adına öldürüldü. Acılarımızın kederlerimizin, ağırbaşlı yansımasıdır türkülerimiz. Yiten yaşamların, bastırılan duyguların, yok olan sevgilerin arayışındaki halk denilen ulu ozan, bakalım ne demiş o zaman: Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar.

Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler.

Annesinin bir tanesini hor görmesinler.

YORUM YAZ
BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Bu yorumlardan sorumlu değildir.
YORUM YAZ - FERAYİ
Tarık Barbaros Pilevne - Diğer Yazıları
Bütün Tarık Barbaros Pilevne Yazıları