etiler poyrazoğlu otomotiv
19 Temmuz 2018 Perşembe

BÜYÜKLERE MASALLAR

Tarık Barbaros Pilevne

11-01-2017


HansChristian Andersen, 1805 yılında Danimarka / Odense’de dünyaya geldi. Bir ayakkabıcının çocuğudur. Kasabada babasının mesleğini sürdürürken, başına toplanan çocuklara masallar anlatırdı. Okul müdürü, gereksiz ve saçma sapan şeylerle çocukların kafalarını karıştıran bu tuhaf adamı, belediye başkanına şikâyet eder. Bazı öğrenci velileri de ona katılırlar. Sonunda kasabadan kovulan Andersen, soluğu başkent Kopenhag’da alır. Tiyatroyla ilgilenir ama başaramaz, bu arada öğrenimini sürdürür. Büyük kentte hiç biriyle evlenmediği kadınlara âşık olur. Bu karşılıksız aşkların acıları onu olgunlaştırır ve sanatsal yanını geliştirir. Şiirler, oyunlar, romanlar yazar. Sonuç: Büyük bir hayal kırıklığıdır, sanat dünyasında arzuladığı başarıyı yakalayamaz. Dünyayı gezer, bu arada Türkiye’ye de uğrar. Aradığı büyük şöhrete, sonraları hiç ummadığı bir dalda, masallar yazarak ulaşır. 1835–1872 yılları arasında yazdıklarından derlenen “Masallar” adlı eseri, dünya edebiyatının ölümsüzleri arasına girer. Yapmacık ve özentiden uzak, sevgi dolu, şakacı ve tertemiz ruhunun çocuksu hüznünü, masallar anlatarak paylaşır insanlarla. Yaşamımızda en az bir kez duyduğumuz, okuduğumuz, çizgi filmini izlediğimiz fakat kime ait olduğunu pek bilmediğimiz, araştırmadığımız o kısacık, duygu yüklü, ders verici çocuk öyküleridir onlar:

Ördek yumurtaları arasında dünyaya gelip diğer yavrular içinde siyah tüyleri ve kötü görüntüsüyle itilip kakılan, beğenilmeyen “Çirkin Ördek Yavrusu”nun, büyüdükçe beyaz, güzel ve gösterişli bir kuğuya dönüşeceğini kim tahmin edebilirdi? Almamız gereken ders ise, önyargılarımızın ve ilk intibalarımızın bir gün bizi yanıltabileceğidir.

Bir Noel gecesinde, satmaya çalıştığı kibritlerini birer birer yakarak, onların soluk ateşinde ölen annesi ve diğer güzel anılarını canlandıran ve ilerleyen saatlerde Kopenhag’ın dondurucu soğuğuna küçük bedenini teslim eden “Kibritçi Kız”ın hüzünlü öyküsü, hepimizi üzmedi mi?

Yalnızca akıllı insanların görebileceği bir kumaşla elbise diktiğini söyleyen dolandırıcının maskesini, “Kral Çıplak!” haykırışıyla indiren yine bir çocuktu. Kralın ve çevresindekilerin iyice aptallaştığı bir anda, çocuk yalınlığı, gerçekçiliği ve doğruculuğu, bir tokat gibi sarstı, silkeledi ikiyüzlü yetişkinleri.

Çaydanlık, Kurşun Asker, Yama İğnesi gibi objeler yanında, bu gün Kopenhag’ı simgeleyen ve limanın mavi sularını bronz heykeliyle süsleyen “Küçük Deniz Kızı” gibi masal kahramanları da ortak belleğimize kazındı. Yazar, tüm insanlığın kültür hazineleri olan, mitolojik, efsanevi, folklorik temaları, kendi üstün yaratıcılığı ve hayal gücü ile zenginleştirip geçmişin ve geleceğin masalını yazdı.

Aslında hepimiz bir masal kahramanı değil miyiz, masallar dünyasında yaşamıyor muyuz? Bir varmış bir yokmuş gibi geçen şu kısacık ömürlerimizde, hayal denizlerimizin enginliğine yelken açmadığımız gün var mı? Kendi masalımızın bittiği gün, bir başkası bağlıyor son cümleyi: Haydi yavrum, yatma zamanın geldi. Bu dünyadan elini ayağını çekmeden önce, şöyle iyice bir bak çevrene.

Sonra,

Sonra gökten üç elma düştü.

Biri anlatana biri dinleyene, biri de Newton’un başına.

Sonra,

Sonra onlar ermiş muradına,

Biz çıkalım Andersen’in kerevetine.

YORUM YAZ
BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Bu yorumlardan sorumlu değildir.
YORUM YAZ - BÜYÜKLERE MASALLAR
Tarık Barbaros Pilevne - Diğer Yazıları
Bütün Tarık Barbaros Pilevne Yazıları