etiler poyrazoğlu otomotiv
19 Eylül 2018 Çarşamba

BENDEN HİKÂYESİ

Tarık Barbaros Pilevne

23-11-2017

“Çok zordu Sait’le dostluk etmek. Hele dost olmak, imkânsızdı. Sait’in gerçekten dostu olduğunu söyleyen bir kişi çıkabilir mi? Bir bahar günü Sait Faik ve Orhan Veli ile birlikte yaptığımız bir Boğaz gezisini hatırlıyorum. Bütün Anadolu iskelelerine uğrayan vapuru seçmiştik. Üsküdar’dan Beykoz’a kadar Sait beni sınava çekmişti. Anadoluhisarı iskelesinin yanında küçük bir kahve vardır. Onun önünde durmuştuk. “Haydi, dedi, mademki hikâyecisin, şu kahvede göze çarpan ilk şey nedir, söyle bakalım. Baktım üç, dört kişi oturmuş, kâğıt oynuyor, kahve içiyor. Duvarda bir takım renkli basma resimler... Bunlar, dedim. Kızdı birden, “Ulan, dedi, o kenarda tek başına oturan ihtiyar sakallı var ya? İşte asıl hikâye o be!” Gerçekten denize doğru bir küçük ihtiyar oturmuştu. Vapuru değil, denizi değil, önündeki suları seyrediyordu. Sait, yol boyunca, hep o ihtiyardan söz etti durdu...” Oktay AKBAL / Şair Dostlarım

Bu günlerde Sait Faik’e dadandım, öykü sanatının önde gelenine. İnsanı, sıradan insanı, basit ve önemsizi anlatıyordu. Rum balıkçıların, duvar ustalarının, köprüaltı çocuklarının, mekânsızların yaşamları sıkışmıştı satır aralarına. Balıkçı sandalını izleyen martılar, yuva yapan kırlangıçlar, lüferler, orkinoslar, onun tanımıyla “gök ve deniz milleti” çıktı geldi odama. Simit ve çayla karşılanan sabahlarda, daracık not defterlerine rıhtım kahvelerinde karalanmıştı öyküler. O gözünü, gönlünü ıslatacak yağmurlar istiyordu ve bir çocuk özgürlüğünü. İçindeki aşkın, deliliğin, oturmaz düşüncelerin özgürlüğünü, az buz değil. Bazen de bunalıyor, soruyordu: “Kimin eli bu yüreğimizi mıncıklayan?”

Kimi zaman voli vurdu, ırıp çekti, güngörmüş balıkçılarla şakalaştı:

“Reis dibi bulmadı bu çapa.”

“Onu baban da bulamamış, çoktan bulduk dibi. Akıntı sürüklüyor sandalı, enayi.”

Akşam olunca da iki kadehçik rakı içti Mercan usta ile.

Bir dönemin gençliğini müthiş etkilemişti Neyzen Tevfik:

Bazı gençler seni taklit ediyormuş, duydum.

Pek fena bir çığır açtın Neyzen.

Serserilik denilen mahbubu,

Alamaz koynuna her boşta gezen

Serserilik denilen sevgiliyle inadına yatıp kalkanlardandı o, muhteşem bir avareydi. Deniz, şımartan bir anneydi öykülerinde, gök solumakta, kalkan vapurun camları ise titremekteydi. Hayal dünyasının derinliklerindeki bir dünyada doyasıya yaşadı yazdıklarını. Burgaz adasının dönmeyen kuşlarına ağıt, çocuklara ise vasiyetiydi sanki “Son Kuşlar”

“Kuşları boğdular, çimenleri söktüler, yollar çamur içinde kaldı. Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikâyesi…”

YORUM YAZ
BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Bu yorumlardan sorumlu değildir.
YORUM YAZ - BENDEN HİKÂYESİ
Tarık Barbaros Pilevne - Diğer Yazıları
Bütün Tarık Barbaros Pilevne Yazıları