etiler poyrazoğlu otomotiv
19 Temmuz 2018 Perşembe

BATI CEPHESİNDE YENİ BİR ŞEY YOK

Tarık Barbaros Pilevne

01-06-2017

Sıra sıra şehit tabutları…

Albayrağa sarılı, tören kıyafetli askerlerin omuzlarında. Dini ve hamasi söylemlerin hâkim olduğu bir ortam… Suskunluk, kabulleniş; bazen acı yakarışlar, feryatlar… Annelerin, eşlerin ve çocukların yanlarında kadın astsubaylar, sağlık görevlileri… Babaların yanlarında ve kollarında rütbeliler ve yöneticiler… Ve bu görüntülerden sonra bir bildiri okunur ekranlarda mutlaka: “Şu kadar terörist etkisiz hale getirildi.” Yani bildiğiniz, öldürüldü. Yani öldüren sayısında bizim taraf üstün… “İyi o zaman, mesele yok” mu dememiz gerekiyor? Bu bizim yazgımız mı? Nerede ve nasıl yanlış yaptık? Hayal nedir, ya gerçek! Diyarbakır Newroz’unda okunan mektup muydu gerçek olan, Sur’da yıkılanlar mı? Bu bir psikonevroz mudur, paranoya mı? Farklı olan ben miyim, yoksa bu toplum mu yanlış? Bilmiyorum, uykularım kaçıyor, kafamda deli sorular: İyi savaşmadık mı, neden ölüyoruz; adam gibi barış yapamadığımızdan mı? Evet, Kürtler ayrılmak istemiyor, o halde bu mekaplılar kim? Bütün bunlar sıradanlaşınca, kanıksanınca, kamuoyunu sarsmayınca çok kötü…

Gözlerimin önünde siyah beyaz kareler, yıllar öncesinden… Bir bomba çukurunda iki insan, iki farklı üniforma; Alman ve Fransız… Kanayan iki insan bedeni… Birbirlerine çocuklarının fotoğraflarını gösterir ve birlikte can verirler, 1918 Ekiminde sıradan bir gündür. Bütün cephe o gün o kadar sessiz ve sakindir ki, ordu raporu tek cümleden ibarettir: “Batı cephesinde kayda değer bir şey yok…” Yönetmen Lewis Milestone’un, Erich Maria Remarque’nin romanından 1930’da uyarladığı, “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok”, sinema tarihine geçerken, savaşın açtığı derin yaraları daha görünür kılmayı ve gerçek sorumluyu göstermeye çalışır: “İmparator, istediği her şeye sahip. Evet, daha önce hiç savaşa girmemişti. Büyüyen her İmparator, şanını yayacak bir savaşa ihtiyaç duyar. Tarih bundan ibarettir. Generallerin de savaşa ihtiyacı var. Fabrikatörlerin de. Cepleri doluyor. Bizler savaşı istemedik. İngilizler de savaşı istemedi. Ve biz burada savaşıyoruz.” Filme, yeni palazlanan Nazi Almanyası’nın tepki göstermesi elbette kaçınılmazdı. Gösterilen sinema salonlarına, Joseph Goebbels’in emriyle koku bombaları atılır ve beyaz fareler bırakılır. Almanları “korkak” gösterdiği gerekçesiyle sansürlenen film, en masumane biçimde başlar aslında. Bir grup lise öğrencisi; öğretmenlerinin yönlendirmesiyle askere yazılırlar ve 1. Dünya Savaşı’nda Alman İmparatorluğu’nun “Demir Gençlik”i olmaya heveslenirler. Fakat daha ilk bombardımandan itibaren aslında birer kukla olduklarını ve sevgili İmparatorun çıkarının minik bir parçası olduklarını anlayacaklardır. Kayzer Wilhelm’in, sanayileşme ve ham madde yarışında söz sahibi olmak için bir savaşa ve bu uğurda ölecek insanlara ihtiyacı vardır. Seyirci; yıkımı, ölümü ve doğanın acımasızca yağmalanmasını izler film boyunca. Remarque’nin kitabının girişinde şu sözler yer alır: “Bu kitap ne bir şikâyet ne de bir itiraftır. Sadece savaşla yok edilmiş bir nesilden söz etmektedir. O insanlar bombalardan ve mermilerden kurtulmuş olsalar da!” Nitekim Remarque, 1. Dünya Savaşı’nda Almanya adına savaşmak zorunda kalmıştır. Henüz 16 yaşında olmasına rağmen, yaşı büyütülerek Kuzey Fransa’da cepheye gönderilir ve vücuduna saplanan üç şarapnel parçası yüzünden hastaneye kaldırılır. Evet, ölenlerden bahsediyoruz, ya sağ kalanlar; kolu bacağı kopanlar, gözü kör olanlar, gönlü kırıklar, kafası karışıklar… Sistem, savaşı bir kahramanlık ve macera sahnesi olarak sunar. Oysa Milestone’un filmi, şu sözlerle açılır: “Ölüm, onunla yüzleşenler için bir macera değildir.” Bence barış ve normalleşme: Herkes için ve bir an önce…

YORUM YAZ
BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Bu yorumlardan sorumlu değildir.
YORUM YAZ - BATI CEPHESİNDE YENİ BİR ŞEY YOK
Tarık Barbaros Pilevne - Diğer Yazıları
Bütün Tarık Barbaros Pilevne Yazıları