etiler poyrazoğlu otomotiv
29 Şubat 2020 Cumartesi

ANADOLU .....RUM.BİZANS...ÜÇ ÇİÇEK

İbrahim Yıldız

24-02-2018


Malum, Osmanlı padişahlarının neredeyse tüm eşleri yabancı kökenlidir.Bu konu çokça da eleştirilirAncak, Fatih' in kardeş katli yasası gibi (ki çok zalimce bir yasadır) imparatorluğun geleceği için yabancı kadınlarla evlenilmesi uygun görüldüğü bazı tarihçiler tarafından ileri sürümektedir.l
Çünkü, içerden kız alınsa bir çok akrabaları olacağından ve bu kişilerin ileride saltanat için savaşabilecekleri olasılığı her zaman kuvvetlidir.
Ama yabancılarla kız alıp verme Anadolu' da en az 4000 yıldır vardır.Örneğin Hitit kralı bir kızını Ramses'e vermiştir karşılıklı çıkarları için..Hatta meşhur Mısır Kraliçesi Kleopatra dul kalınca Hititlerden bir koca istemiştir..

730 ya da 732'de Bizans İmparatoru III. Leo, oğlu Konstantin ile Hazar Prensesi Çiçek'in evlenmelerini teklif etmek için Hazar hakanı Bihor'a (Çiçek'in babası) elçilerini gönderdi. Teklif kabul edildi ve Konstantin ile Çiçek 732 veya 733 yılında evlendiler. " o dönemdeki Bizans imparatorları nerdeyse hiçbir zaman yabancılarla evlenmedikleri halde bu, olağandışı bir olaydı ve iki büyük imparatorluk arasındaki bağların pekiştiğinin göstergesiydi".Tarihçi Theophanes, Konstantin ile evlendikten sonra Çiçek'in Hıristiyan olduğunu, Hıristiyan ismi olarak Irene adını aldığını ve Hıristiyan dininin vecibelerini öğrendiğini belirtmektedir. Hazar kıyafeti olan tzitzakia Çiçek tarafından Konstantinopol'de giyildi ve sergilendi. Bu giysi, Bizans Kraliyet Sarayında törenlerde giyilen cüppeye benzemekteydi.Ve o dönemde Hazar Prensesi Çiçek Hatunun giysileri tüm Bizans ileri gelenleri tarafından benimsendi tüm kadınlar benzer giysiler diktirdiler....

OsmanlıhenüzSöğüt'te küçük bir beylik iken bile çevresindeki güçlerle askeri ve siyasi ilişkilere büyük önem veriyordu.Bizans'ı çok yakından izleyenOsman Gazi,komşu tekfurun kızını esir alarak bu ilişkiyi bir adım ileriye taşıdı. KendiliğindenMüslümanolanNilüfer Hatun'u,Orhan Beyile evlendirdi.Sögüt'e yerleşenNilüfer Hatun,Osmanlı hanedanında yüzyıllar boyunca sürecek'yabancı'gelin geleneğinin de ilk temsilcisi oldu..

ÇİÇEK HATUN

Anadolu Selçukluları ile Bizans arasındaki sınır 1176 yılında İmparator Manuel Komnenos’un, Sultan II. Kılıçarslan’a yenildiği Miryokefalon Savaşı’ndan sonra pek değişmedi. 1211 yılında Sultan II. İzzeddin Keykavus ile İznik Bizans Devleti İmparatoru I. Theodoros Laskaris arasında imzalanan barış antlaşması sonrasında ise bu sınır adeta sabitleşti. Bu tarihlerden sonra Selçuklular ile Bizanslılar, sınır çatışmaları dışında birbirleriyle genellikle sürekli bir barış içinde yaşadıllar. Marmara Bölgesi ile Ege Bölgesi’nin Batı tarafında Bizanslılar yaşarken, Anadolu’nun diğer kısımlarında Doğu Karadeniz kıyıları hariç Selçuklu Türkleri yaşıyordu.

Anadolu Selçuklu Devleti zamanında, gerek sınırlara yakın yerlerde yaşayan erkeklerin, gerek Anadolu’nun diğer yerlerinde yaşayan erkeklerin ve gerekse de merkezdeki hanedan üyesi erkeklerin Rum hanımlarla evlenmesi sık görülen bir durumdu. Hatta Rum hanımlarla evlenmeyi diğer hanımlara tercih ederlerdi. Çünkü Rum hanımları onlara, mutfak adetleri ve ev işleri dahil, geldikleri Bizans dünyası kültürü ile yeni bir dünya sunuyorlardı.

Selçuklu erkekleri ile Rum hanımların evlilikleri daha 1157-1170 yıllarında başlamıştı. Bu Türk-Rum evliliklerin genel özelliği, doğacak erkek çocukların dininin İslam olması, kız çocukların dininin ise serbestçe anneye bırakılmasıydı. Erkek çocuklar Türk ve Müslüman olarak yetiştirilirler ve sünnet edilirlerdi. Kız çocukları ise Hıristiyan da olabilirlerdi, Müslüman da olabilirlerdi.

O dönemin Anadolu Müslümanları arasında, çocukların doğduktan sonra Hıristiyan vaftiz ritüelinde olduğu gibi yıkanmaları geleneği de vardı. Ancak bu yıkama, klasik ruhani Hıristiyan vaftizi değildi. Müslümanlar bunu çocuklarının içine şeytanın girmemesi ve yaşamları boyunca kötü kokmamaları için, inandıkları doğal ilaçlı ve güzel kokulu bir suyla yaparlardı. Hıristiyanlardaki gibi saf dini bir boyutu yoktu. Bu durum Anadolu’da 12-14. yüzyıllar arasında sık uygulanan bir gelenekti. Anadolu’daki Müslüman insanlar daha sonra değişik nedenlerle din değiştirmek istediklerinde, doğduklarında vaftiz edildiklerini söyleseler de bu kabul edilmezdi, Hıristiyan kurallarına uygun olarak yeniden vaftiz edilirlerdi.

Anadolu Selçukluları devrinde 13. yüzyılda Anadolu’da çok miktarda Hıristiyan Rum yaşar ve ibadetlerini serbestçe yerine getirirdi. Anadolu’da çok sayıda Ortodoks, Ermeni ve monofizit kilise vardı ve işlevlerini bir engel ya da kısıtlama ile karşılaşmadan sürdürürlerdi. Anadolu’daki Ortodoks kiliselerinin yönetim merkezi Bizans başkenti İstanbul’daki kiliseydi. Aralarındaki sorunları İstanbul Kilisesi otoriteleri çözerdi.

Anadolu’da 11-13. yüzyıllarda Selçuklu erkekleri ile Bizanslı hanımlar arasında sıkça gerçekleşen karma evlilikler sonucunda Rumca dili de Türkler tarafından sıkça bilinen bir dil olmuştu. Bu ortak evliliklerden dünyaya gelen çocuklar Rumca bilirler, hatta görüşmelerde de tercümanlık yaparlardı. Benzer şekilde, Rum annelerden dünyaya gelen Selçuklu sultanları da Rumca bilirdi. Ayrıca Rum hanımlar, Türklerin yanında dinlerini de serbestçe devam ettirebiliyorlardı. Bu iki büyük kültürün, yani Türk ve Bizans kültürlerinin 1176 Miryokefalon Savaşı’ndan sonra aralarında hakim olan genel barış ortamı nedeniyle birbirlerinin toplumlarını da etkilemesi kaçınılmazdı. Selçuklu aydınları Rumca bilirler ve yazılarında da kullanırlardı. Dönemin tarihçisi İbn Bibi yazdığı tarihçede Rumca kelimelere sıkça yer vermişti. Yine Mevlana Celaleddin Rumi ve oğlu Sultan Veled de hem Rumca bilirlerdi hem de Rum hanımlarla evlilik yapmışlardı.

Yararlanılan kaynak: "Anadolu'da Bizans Haçlılar Selçuklular" Tuğrul Kihtir, Arkeoloji ve Sanat Yayınları,

YORUM YAZ
BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Bu yorumlardan sorumlu değildir.
YORUM YAZ - ANADOLU .....RUM.BİZANS...ÜÇ ÇİÇEK
İbrahim Yıldız - Diğer Yazıları
Bütün İbrahim Yıldız Yazıları