etiler poyrazoğlu otomotiv
19 Eylül 2018 Çarşamba

ANADİLİMİZ

Tarık Barbaros Pilevne

15-02-2018

Azerbaycan'ın ünlü şairi Bahtiyar Vahapzade 1925 yılında Şeki'de doğdu ve 13 Şubat 2009 tarihinde vefat etti. Türk dünyasının çok büyük bir şairi, Azerbaycan’ın dil bayrağıydı: Menim anam, savadsızdır / Adını da yaza bilmir, menim anam... Ancak mene say öğredip / Ay öğredip, il öğredip / En vacibi dil öğredip / Menim anam… Bu dil ile tanımışam / Hem sevinci, hem de gamı / Bu dil ile yaratmışam / Her şiirimi, her nağmemi, / Yoh men heçem / Men yalanam / Kitap kitap sözlerimin / Müellifi: Menim anam…

Şairin ne dediğini büyük ölçüde anladınız; okuma bilmiyor, adını da yazamıyor benim annem. Ancak bana, sayı saymayı, ayları ve yılları öğretti. En mühimi de dilimi öğretti. Ben bu dil ile sevinci ve üzüntüyü tanıdım. Ben bu dil ile şiirimi ve müziğimi meydana getirdim. Aslında ben bir hiçim, ben yalanım. Yazdığım bunca kitabın gerçek sahibi benim annemdir. Zaten anamızdan öğrendiğimiz dile "ana dili" demişiz. Ne hoş bir laftır bu. Bundan güzel bir açıklama olur mu? Ana dil, anamızdan öğrendiğimiz dildir Benim anam, anasına "aba" derdi. Benim anam kaygılandı mı "sıda" derdi. Benim anam bana gelen bütün kaygıyı, tasayı, günahı almak için "gadamı alır", uğrumda kurban olurdu. Benim anam beni ninnilerle uyutur, masallarla büyütürdü. Benim anam Türk çocuğu türkü beller deyip türkü dinletirdi. Benim anam, sadece dil öğretmez, töreyi, namusu, vicdanı, adaleti, ahlakı da öğretirdi… Bizim analarımız Türkçeyi yapmacıksız konuşur, sözü, özlerindeki gibi dosdoğru söylerlerdi. Şimdi benim anamın dilini kaba ve görgüsüz bulanlar, bir ayna alıp kendilerine baksınlar. Eğer bu dili unutursan, öz ananı unutmuş gibi olursun. Eğer bu dili unutursan, gerçek değil hayal gibi olursun. Eğer bu dili unutursan, kendin değil başkası gibi olursun. “Anamın bu güzel dilleri / Hoştur gadasın aldığım / Bu dili unutup gitmek / Boştur gadasın aldığım / Bu sözlerim sana vardı / Herkes bir şeyler aldı / Senin yüzün niye karardı? / Küsme gadasın aldığım. / Erciyes'ten esen yeller / Etrafında deste güller / Anan sana neler söyler / Dinle gadasın aldığım”

Anadili; ana kucağı kadar sıcak, ana sütü gibi ak olan…

İnsanın kendi öz tarihi, öz yaşamı, uygarlığı, yazını, ulusal kişiliğinin temel niteliği, varlığının baş koşulu; sevinçlerinin, coşkularının, mutluluklarıyla mutsuzluklarının, yılgınlıklarıyla umutlarının, özlemlerinin, yengileriyle yenilgilerinin, yaratılarının biricik kaynağı. En ince duyguların, en yüce düşüncelerin en güzel çiçekleri ancak anadilinde açar. Sövmenin de, sevmenin de tadına ancak anadiliyle varır insan! Anadilimi benden aldılar mı, ben benlikten çıkarım, öksüz kalırım, yok olurum. Anadilim yurdum yuvam, anam babam, sevgilim, kısaca benliğimdir benim… (Suat Taşer)

Türkçemizi doğru konuşmak, doğru yazmak ne güzel! Konfüçyüs’e sormuşlar: Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız, yapacağınız ilk iş ne olurdu? Filozof şöyle cevap vermiş: “Hiç şüphesiz dili gözden geçirmekle işe başlardım. Çünkü dil düzensiz olursa sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce anlatılamazsa işler doğru yapılamaz. Görevler gereği gibi yapılamazsa âdetler ve kültür bozulur. Âdetler ve kültür bozulursa adalet, hukuk yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. Hiçbir şey dil kadar önemli değildir.” Bizi bir ulusun üyeleri, bir ailenin bireyleri olarak birbirimize bağlayan, yakınlaştıran, yaşamımıza anlam katan en güçlü bağ sözdür, konuşmadır. Türkçe, ipek yumuşaklığında bir salon dili olabildiği kadar, gür sesli bir meydan dili, ışıl ışıl ve kıvrak bir sahne - perde dili, ağırbaşlı bir kürsü dili olma niteliklerine de sahiptir. Mustafa Kemal Atatürk; "Vatanını yabancı kuvvetlerin işgalinden kurtarmış olan Türk Halkı, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtaracaktır!" kararlılığıyla Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu gibi yapılandırmalarla, konunun bilimsel ve kurumsal önemini vurgulamış, çalışmaların sürekliliğini sağlamıştır. ya!" Dil fermanıyla Türk tarihine ışık tutan Karamanoğlu Mehmet Bey’den bu yana dilimiz bir ağacın yaprakları gibi yeşerdi, yeni sözcükler eskimiş olanların yerini aldı. Çünkü dil durağan değildi, yaşayan Türkçenin ses bayrağı, ozanlarımızın, yazarlarımızın ellerinde yüceldi bu günlere geldi. Bizlere düşen görev, yüzyılların imbiğinden süzülerek arınan, tarihin mecrasında bir çakmak taşı gibi ışıldayan bu kutsal emaneti korumak, yaşatmak, geliştirmek ve yeni nesillere devretmektir. Türkçe Türkçe çiçeklenir bu toprak…

YORUM YAZ
BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Bu yorumlardan sorumlu değildir.
YORUM YAZ - ANADİLİMİZ
Tarık Barbaros Pilevne - Diğer Yazıları
Bütün Tarık Barbaros Pilevne Yazıları