etiler poyrazoğlu otomotiv

ALİÇO VE KOCA YUSUF 2

Tarık Barbaros Pilevne

30-08-2018

Yıkılıyordu ortalık! Meydandakiler, çayırdaki güreşin güzelliğine, hareketliliğine hayran kalmıştı. İkisini de övücü sözlerle teşvik ediyor, sürekli haykırıyordu insanlar. Genç Yusuf, bir daha hiç yere düşmeksizin güreşi başa baş sürdürüyordu. Saatler geçmesine rağmen karşılaşmanın hızı hiç yavaşlamıyor, giderek artıyordu sanki! Bu müthiş mücadelenin sonunda kimin galip geleceğini kestirmek çok güçtü!

Ama güreşten anlayanlar, Yusuf'un rakibine göre daha nefesli olduğunu sezinlemişlerdi. Aliço'nun ilerlemiş yaşı, zamanla kendini göstermeye başladı. Akşam karanlığı basarken, hamlelerinin istediği kadar güçlü ve bitirici olmadığını sezen Aliço durgunlaştı. O mertti; yiğidin hakkını vermesini bilirdi. Yusuf'un başpehlivanlığa uygun bir delikanlı olduğunu anlamıştı.İleride bu meydanı, çırağı Adalı Halil ile birlikte layıkıyla dolduracaklarından emin oldu…

Bunları düşünerekbu genç pehlivana karşı pek gaddarca güreşmemeye karar verdi. İçten boğmalarında hoyrat davranmıyor, budama ve tırpanlarını da daha yumuşak vuruyordu. Onun gittikçe daha yavaşladığını gören yaşlı güreş severler, birçok yaman güreşini izledikleri bu koca ustanın son müsabakasında yorulup alta düşmesini hiç istemiyorlardı. Dile kolay, tam yirmi altı yıl Kırkpınar Başpehlivanlığını hak etmiş bir pehlivanın şanına ve şerefine yaraşır şekilde sonlanmalıydı bu müsabaka…

Artık karanlık iyice bastırmıştı. Aliço, onca yaşına rağmen, gün boyunca güreşmiş ve oyundan oyuna geçerek, güreş sanatının bütün inceliklerini göstermişti herkese.Yusuf da buna karşılık ne kadar güçlü ve iyi bir pehlivan olduğunu kanıtlamıştı. Güreşinberabere bitmesi için bağıranlaraAliço meydanın ortasından şöyle seslendi; “A be burası Kırkpınar’dır; er meydanıdır! Burada yenişene kadar güreş tutulur.Zift fıçıları, çıralar ne güne durur?Tutuşturun onları. Pişmiş güreş yarıda konur mu hiç?Bu kızancağıza yenilmek kaderimde varsa koy verin yensin beni! Aliço’yu yenmek talihini bir daha bu Yusufcağız nerden bulacak!”

Genç Yusuf, bir duygu sağanağına tutulur ve gözleri nemlenir. Hemen Aliço Usta’nın ellerine kapanır ve şu sözleriyle tarihe kayıt düşer: “Ustaların ustası, pehlivanların pehlivanı koçyiğit ağam benim!Gel bırakalım bu güreşi. Bu sözlerinle yendin sen beni, elimde, ayağımda derman kalmadı.Bundan sonra tutamam gayrı ben seni.İstersen sen tut, vur sırtımı yere!”

Aliço da duygulanmış, gözlerindensicim gibi yaşlarakmaya başlamıştı: “Bu meydan bundan sonra senindir.Senin gibi bir pehlivan ortaya çıktıktan sonra gözüm arkada kalmadan ayrılacağım buralardan.Ödül de başpehlivanlık da senindir.İkisine de güle güle sahip ol; ikisi de sana helal olsun oğul.”

Artık er meydanların tek hâkimi vardır. Bu pehlivan, daha sonraları “Koca”lakabını alacak olan; 1.90 boyunda ve 140 kg. ağırlığındaki Koca Yusuf’tan başkasıdeğildir! Çağında kendisinden daha iri ve kilolu pehlivanlar olmasına rağmen, onun “koca”lığı, insani değerlerinin üstünlüğünün adına yansımasıdır. Koca Yusuf 1890'lı yıllardaAvrupa’ya gider. Paris sosyetesi güreşe büyük önem vermektedir. Avrupa’da tam üç yıl boyunca dönemin en güçlü pehlivanlarını yenerek ününe ün katar...

Gerek Osmanlı toprağında gerekse Avrupa'da yaptığı tüm güreşlerde rakip tanımayan “Müthiş Türk” Koca Yusuf'un Amerika yolculuğu bundan sonra başlar. Güreşlerin yapıldığı yer; tüm zamanların en büyük boksörü Muhammed Ali'nin şampiyonluk maçlarına çıktığı ünlü“Madison Square Garden”salonu'dur…

Koca Yusuf, burada da karşısına çıkan tüm rakiplerini süratle yener ve büyük paralar kazanır. Artık aylarca ayrı kaldığı memleketine, çoluk çocuğuna dönme zamanı gelmiştir. 41 yaşındaki Yusuf, Eyüp civarında satın alacağı bahçeli bir evde, eşi ve iki oğluyla yaşamını sakince sürdürmeyi düşlemektedir…

La Bourgogne isimli transatlantikten Hollanda’nın Le Havre limanı için yolculuk bileti alınır; tarih, 21 Haziran 1898’dir. Başlangıçta her şey güzeldir ancak, yolculuğun on ikinci gününde yoğun bir sis tabakası kaplar denizin üzerini. Kaptan geminin hızını düşürerek yoluna devam eder fakat Fransız bandıralı dev bir şilep gürültüyle çarpar onlara. Sabahın erken saatlerinde büyük sarsıntıyla uyanan yolcular, panikle filikalara koşar. Ellerindeki baltalarla taşıyıcı ipleri keserek, denize inerler. Atlantik Okyanusu'nun üzerinde korkunç bir can pazarı yaşanmaktadır şimdi!

Dev yapılı bir adam da, bu boğuşmalara katılmıştır. Evet, bizim Koca Yusuf’tur bu! Can havliyle yanından geçen içi ağzına kadar dolu bir sandala yapışır. “Bu iri adam binerse hepimiz batarız”korkusuyla filikadakiler, ellerinde ne varsa Yusuf’un parmaklarına vurmaya başlarlar. Sonra bir hain el, baltayla sandala tutunan güçlü pençeleri hedef alır ve Koca Yusuf daha fazla dayanamaz; iri bedeniyle okyanusun serin sularına gömülür…

Bu deniz kazasında 670 yolcu boğulur, sadece 41 kişi kurtulur. Bir Amerikalıgüreş yorumcusuşöyle tamamlar, kazadan sonra yazdığı makalesini: "Eğer Koca Yusuf Okyanus'un derinliklerinde yatıyorsa, kesinlikle yüzükoyun yatıyordur.Çünkü sağlığında onun sırtını kimse yere getirememişti." Kaynak: Mehmet Ali Yılmaz

YORUM YAZ
BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Bu yorumlardan sorumlu değildir.
YORUM YAZ - ALİÇO VE KOCA YUSUF 2
Tarık Barbaros Pilevne - Diğer Yazıları
Bütün Tarık Barbaros Pilevne Yazıları