etiler poyrazoğlu otomotiv
19 Temmuz 2018 Perşembe

 FİKRİMİN İNCE GÜLÜ

Tarık Barbaros Pilevne

01-03-2018

Poyraza karşı yürüyordu. İnceden bir yağmur dağınık saçlarını ıslatıyor, sonbahar yeli esmer yüzünü üşütüyordu. Gözleri yaşarınca çocukluğunu anımsadı. Daracık okul yollarındaki soğuk sabahları…

Sonra, bu sahil kentindeki yıllarını düşündü.

Yürüdüğü kıyıdaki delikanlı akşamları...

Parasız, melankolik ve sevdalı...

İyi miydi o yıllar, tekrar yaşamak ister miydi?

Az sonra onu gördü.

Kayalıkların üzerindeki çekek yerindeydi. Üzerinde durduğu ahşap felekler kararmış, yosunlanmış, çürümek üzereydi. Aşınmış omurgası ve küpeştesine zincirlenmiş kürekleri ile hafif yan yatmıştı. Uzun süredir kullanılmadığı anlaşılıyordu. Yıpranmış yeşil boyası üzerinde beyaz bir şerit vardı. Başa yakın yerde ise küçük bir kırmızı gül ve sandalın adı yazılıydı: “Fikrimin İnce Gülü” Sandal, ay ışıklı bir yaz sonu gecesini anımsattı…

Hafiften esen karayel, yosun ve iyot kokusu taşıyordu. Küreklerin suya değdiği yerlerde milyonlarca fosforlu, pırıltılı tanecik akışıyordu. İlk kez görüyordu bunu, sordu: “yakamoz” dediler. O gece lüfere çıkmışlardı. Gündüzden çapariyle avladıkları istavritleri zoka yapmışlar, lüks fenerini yakmışlardı. Mangaldaki odun kömürü köz olmuş balık bekliyordu, az sonra o da geldi...

Deniz suyunda temizlenip ızgaraya yerleşti.

Rakı yaşam gibiydi; acı ve zorunlu.

Sonra şarkılar söylediler şehrin pırıltısına karşı.

Eski limanın içindeydiler…

Sandal Mustafa’nındı. O sakin ve efendi bir insandı. Meslek lisesinde okuyordu, sonra da fabrikada ustabaşı oldu. Koyun karşı kıyısında siyah bacaları yükselen büyük fabrikada…

Çınaraltı’ndaki balıkçı kahvesi yolunun üzerindeydi. Yoğun sigara dumanı karşıladı önce onu. Sonra meraklı gözler…

Tanıdık yüzler arandı, buldu. Selam verip masalarına oturdu. Saçsız, göbekli ve kırış kırış yüzlü yorgun insanlardı artık onlar. Bu şirin balıkçı kasabasının bir sanayi kentine dönüşme sürecini yaşamışlardı. Birkaçı geçimini balıkçılıkla sürdürüyor, çoğu da aynı fabrikada çalışıyordu Mustafa’yla. İhtiyatlı bir saygıyla karşıladılar, O’nu sordu. Birbirlerine bakıp sustular. Sonra birisi söyledi Mustafa’nın öldüğünü. Çayını bitirmedi, sigarasından acı bir nefes alıp söndürdü, kalktı.

Dışarı çıktığında karanlık olmuştu. Dalgakıranın girişinde salaş balıkçı lokantaları vardı. Girdi, yağda kızarmış hamsi ve rakı geldi. Efkârlıydı, bu gece üzülmek istiyordu, çok üzülmek. Yandaki masada denizden konuşuyorlardı. Olgundu deniz insanları, halden anlarlardı. Otursa masalarına, kederini paylaşsa, yalnız olmasa bu akşam…

Birden köşedeki radyonun cızırtılı sesi yoğunlaştı, netleşti.

Tok bir erkek sesi söylüyordu: “Fikrimin ince gülü, kalbimin şen bülbülü / O gün ki gördüm seni, yaktın ah yaktın beni”

Ağladı...

YORUM YAZ
BU YAZI HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR
Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Bu yorumlardan sorumlu değildir.
YORUM YAZ -  FİKRİMİN İNCE GÜLÜ
Tarık Barbaros Pilevne - Diğer Yazıları
Bütün Tarık Barbaros Pilevne Yazıları